Ergin Bozkurt – Letonya – Riga – Baltic International Academy

Ergin Bozkurt – Letonya – Riga – Baltic International Academy

Kısaca kendinizi tanıtır mısınız?

Ben Ergin Bozkurt, 27 yaşındayım. Üniversite hayatım biraz karmaşık oldu. İlk önce İstanbul Üniversitesi önlisans muhasebe bölümünde okudum daha sonra Celal Bayar Üniversitesi’ne gittim Maliye bölümü okuyordum, orayı terk ettim. Bir yandan Açıköğretim iktisat bölümüne devam ederken İstanbul Aydın Üniversite’sinde %100 burslu Rusça tercümanlık bölümü kazandım. Oradaki bölümüm ikinci öğretimdi ve bir yandan da çalışıyordum. Erasmus, benim lise döneminden beri hayalim olduğu için böyle bir fırsat ortaya çıktı. Bu fırsatı kaçırmamak için işyerinden istifa ettim ve Erasmus’a gittim. Erasmus’a gittiğimde 24 yaşındaydım, dolayısıyla oradaki yaş ortalamasını azıcık yükselttim. Şu anda İstanbul Üniversitesi Rusça Rus Dili ve Edebiyatı bölümünde hala öğrenciliğe devam ediyorum, pek gitmesem de devam etme durumu var.

Erasmus’a gitmeye nasıl karar verdiniz? Bu süreçte neler yaşadınız? 

Erasmus’a gitmek dediğim gibi lise döneminden beri benim hayalimdi aslında ve kuzey bölgelerini sevdiğim için kuzeyi aslında biraz da merak ediyordum. Bu açıdan benim için çok büyük bir şans oldu. Benim gidebileceğim tek ülke Letonya idi ve ben de zaten Kuzey ülkelerini görmeyi çok istiyordum.

Ders odaklı mı, yoksa eğlence odaklı mı gittiniz?

Ben aslında hem ders olarak hem de hayalimi gerçekleştirme açısından gittim. Bir yandan da herkesin Rusça konuştuğu bir ülke neredeyse, Rusçamı geliştirmek için gittim. Ders ve hayal diyebiliriz.

Erasmus’a gideceğiniz ülkeyi ve okulu nasıl belirlediniz ve ne kadar kaldınız?

Bölüme başladığımda hazırlık sınıfında iken ben direkt olarak Letonya Üniversitesi ile bağlantıya geçmiştim “Bizim okulla anlaşmamız var mı? Siz de eğitim alabiliyor muyum?” diye, onlar da anlaşma olmadığını söylemişlerdi. Birinci sınıfın ortasına doğru Erasmus sınavları başlıyor o sınavlara katıldım. Zaten tek seçeneğim olduğu için okul belirleme stresim olmadı ancak gitmek istediğim ülkede olması benim için şanstı. Tek dönem için gittim ama öncesinde EILC yaptığım için 6 ay kaldım.

Erasmus’a gitme sürecinde neler yaşadınız? 

Vize işlemleri Letonya için İstanbul’dan yapılıyordu. Oradaki görevliler bize vize evraklarının hazırlanması ve formların doldurulması konusunda çok yardımcı oldular. Gerek başta telefon görüşmemizde gerekse mail ile bilgi istediğimizde çok hızlı geri dönüş sağladılar. Vize başvurusu için gittiğimizde yine çok sıcak yaklaştılar ve yardımcı oldular. Vizenin çıkması bir hafta sürdü, vize ellerine ulaştığında örneğini istediğimiz için hemen bize bir örneğini gönderdiler ve hibe işlemlerine hızlıca başlayabildik.

Eğer anadili bilmiyorsanız sadece ingilizce ile birşeyler yapmak zor bu tür ülkelerde.”

 Kalacak yer benim için sıkıntılıydı, ben o ülkenin özel bir üniversitesine gittiğim için kendilerine ait bir öğrenci yurdu yoktu. İlk önce bir devlet üniversitesinde (Riga Technical University) Erasmus Intensive Language (Letonca) kursuna gitmiştim, bir ay boyunca onların yurtlarında kaldım. Daha sonrasında ev tutmak zorunda kaldım ve ev tuttum. Biz 4 kişiyiz tutmuştuk yaklaşık her şey dahil faturalar vs. falan 200 euro gibi ücret vermiştik. İşte o yüzden ana dili bilmek gerekiyor eğer anadili bilmiyorsanız, sadece ingilizce ile bir şeyler yapmak bence biraz zor bu tür doğu bloğu ülkelerinde. Bu durumda oradaki arkadaşlık bağlantılarınızın iyi olması gerekiyor..

Giderken yanınızda neler götürdünüz? 

“Çok lüks yaşamaya çok iyi giyinmeye gerek yok”

İlk gece için bence muhakkak yemek götürmek gerekiyor. Ben barbunya pilaki yanında bir tane tava ile tabak, çatal, kaşık götürmüştüm. Çok gereksiz geliyor aslında ama ilk gece ne olacağını bilmiyorsunuz. Belki market bulamayacaksınız ya da yiyecek bir şey bulamayacaksınız yurtta yemek bitmiş olacak ya da yurtlarda zaten yemek çıkmıyor genelde öyle bir ortam yok. O yüzden ilk gece kendinizi sağlama almanız gerekiyor. Mesela şampuan falan götürmeye gerek yok hiçbir şekilde ama ilk gece için minik şampuanlar ve minik sabunlar, kağıt mendil vs. bunları götürmek bence önemli. Giyim kuşam için ise Erasmus’ta hepimiz paspalız. Çok lüks olmaya çok iyi giymeye gerek yok çünkü herkes eğlenmek için, kültürel değişim için veya eğitim için gidiyor. Bunun için de çok fazla yanınıza yük almanıza gerek yok.

Gittiğiniz ülkede ilk anda neler yaşadınız? 

Üniversitenin gönderdiği buddy’ler karşıladı bizi, o açıdan çok şanslıydık. Benim ilk yurtdışı tecrübemdi başta biraz garipsedim. Eğer rahat bir insansanız çekingen bir insan değilsiniz hiç bir fark yaşamıyorsunuz bir süre sonra. Sadece konuşulan dil farklı oluyor. “Bunlar ne diyor anlamıyorum, ne anlatıyor bunlar” kafası oluyor.

Okula başlama sürecinde neler yaşadınız?

“Girişken olmak bence çok önemli.”

Ders seçimlerini burada hallediyoruz. Orada girişken olmak bence çok önemli. Türk öğrencilerin de biraz ben her şeyi bilirim havası oluyor. Oradaki öğretim görevlileri biraz daha rahat oluyor istediğin şekilde konuşabiliyorsunuz, aklınıza gelen her soruyu sorabiliyorsunuz. Size ayıracak zamanları oluyor. Türkiye’de size ayıracak fazla zamanları da olmuyor hocalarımızın, onlar da haklı aslında. İşlerini çok kısa süreçte halletmek istiyorlar. Benim orada ders seçimi için görüştüğüm kişi direkt olarak o bölümün başkanıydı.. Bölümüm Rusça olduğu için kendi seviyeme göre dersler seçmemi sağladı. Orada çok açık olmak gerekiyor, kendi seviyenizi belirtmeniz gerekir. Açık olarak ben şunları gördüm, şunları biliyorum, şu konuda iyiyim, şu konuda kötüyüm derseniz; ders geçmeniz ya da yeni şeyler öğrenmeniz daha rahat oluyor.

Uyum sağlama sürecinde neler yaşadınız?

En büyük problem ya da en kolay aşabileceğiniz problem”

Uyum aslında size bağlı, en büyük problem ya da en kolay aşabileceğiniz problem bence şu.. Öğrenciler genelde Erasmus öğrencileri olduğu için uyum biraz daha kolay oluyor. Ama yerel öğrencilerden bazıları çok uzaklaşıyor. Bu bence Erasmusluların yaptığı en büyük hata mesela. Özellikle bizim Türklerin yaptığı şöyle bir durum var; Türkleri, Türk arkadaşlarıyla beraber bir gruplaşıyor. Bu sadece dilden ötürü değil aslında bir şekilde gruplaşıyorsun. Kültürel olarak daha yakın hissediyorsun vesaire, bu birinci halka. Birinci halkadan sonra Erasmus öğrencileri ile bir gruplaşıyoruz Erasmuslular olarak, ikinci halka. Bu iki halkayı da yıkabilirsek bizim için çok faydalı. Çünkü diğer öğrencilerle kaynaşmış oluyoruz. Diğer öğrencilerle kaynaşabilirsek tamamen halkla kaynaşmış oluyoruz. O yüzden işte o halkaları birer birer yıkmak ve bir şekilde halkla kaynaşmak gerekiyor. Bunu tatlı dille, gülümseyerek yapabilirsiniz ama bir şekilde yapmanız gerekiyor bilmiyorum nasıl yaparsınız.

20130820_143033jj

Letonya aslında Türkleri pek tanıyan bir ülke değil. Ama genellikle iyi niyetli insanlar, nötr yaklaşıyorlar size. Ülkenin şöyle bir olayı var: Tarihlerinde sürekli bir işgal altında oldukları için kimseye güveni yok insanların. Genellikle evlerine birilerini davet etmiyorlar ya da ilk konuşmaya başladıklarında çok uzak davranabiliyorlar, insanlarla bir şekilde kaynaşmanız gerekiyor.

Hibe ne zaman yatıyor, her ayı yatıyor mu? Aldığınız hibe ihtiyaçlarınız karşıladı mı?

En ufak bir sorun olmadı gitmeden önce hibem yattı. Hibe biraz zor yeten bir şey tabi; ben çok gezeceğim, bütün her yeri göreceğim ama bilet fiyatı fark etmez ben çok eğleneceğim, her akşam barda olacağım, kendim yemek yapmaya da uğraşamam dışarıda yiyeceğim dersen o hibenin yetme ihtimali yok. Ama yemeğimi ben kendim yaparım sorun değil marketten bir şeyler alırım hazırlarım, biletin ucuz olmasını beklerim o zaman gezerim, ilk önce yakın ülkeleri gezerim diyorsanız o hibe de yeter, aileden ufacık bir yardımla da Kral olursunuz.

Letonya çok pahalı bir ülke değil değildi açıkçası. Yemek açısından, giyim açısından, ulaşım açısından ucuz bir ülkeydi. Ben oradayken 50 cent’ti otobüs bileti ve aylık alabiliyorsunuz daha ucuza geliyor ulaşım açısından uygundu yani. Alkol fiyatları açısından, eğlence açısından Türkiye’ye kıyasla çok uygun zaten. Çok pahalı bir ülke değil tabi ama bu yine kişiye göre değişken. Benim hibesi yetmeyen, ailesinden çok fazla para isteyen arkadaşlarım da vardı. Türkiye gibi düşünebilirsiniz. Normalde çok cüzi rakamlarla öğrencilik hayatı sürdüren insanlar da var, çok anormal rakamlarla geçinemeyen insanlar da var.

Gittiğiniz üniversitenin kendi öğrencileriyle, sizin sahip olduğunuz teknik ve sosyal imkanlar aynı mıydı?

İmkanlar hem aynıydı hem değildi. Değildi derken pozitif ayrımcılık vardı. Erasmus öğrencisine pozitif ayrımcılık yapıyorlar. Hem ders geçme açısından pozitif ayrımcılık yapıyorlardı ama bunu herhalde her ülkede yapıyorlar. Onun haricinde mesela bizim üniversitemiz sürekli olarak bir yerlere gezi planlıyordu. Mesela Letonya’ya yakın olan Estonya’ya geziler yapılıyordu ve bunlara sadece Erasmus öğrencileri katılabiliyordu.

Gitmeden önce hangi seviyede dil bilgisine sahiptiniz? Gittiğiniz ülkenin yabancı dile katkısı oldu mu ve yeni bir dil öğrendiniz mi?

Sertifika olarak B1 seviyesinde Rusça sertifikam vardı. B1in biraz belki daha üzerindeydim. İngilizce de B1/B2 seviyesindeydi yaklaşık olarak yani anlaşabilecek seviyede yabancı dilim vardı. Orada da Letonca sertifikası aldım A1 seviyesinde bir sertifikaydı. Aç kalmayacak seviyede Letonca biliyordum yani sokakta/markette İngilizce ve Rusça bilmeyen insanlarla gayet rahat bir şekilde anlaşabiliyordum. Rusça için ben orada kendini fazla zorlamak istemedim devam ettiğim sertifika programı vardı. B2 sertifika alabilirdim ama Erasmus öğrencisi biliyorsunuz biraz da tembeldir. Tembellik yaptım tekrardan B1 sertifika programına katıldım yani B1 temelimi tamamen iyi oturtmuş oldum. Türkiye’de istediğiniz kadar gramer öğrenin bir şekilde konuşma açısından sorun yaşıyorsunuz. Acaba yeterli miyim diyorsunuz. Benim orada dildeki korkum kırıldı. Bence Erasmus yabancı dil öğrenmekten çok, daha önce öğrendiğiniz o dili konuştuğunuz aaa bak ben konuşabiliyorum dediğiniz bir süreç.

Orada aldığınız dersler kendi üniversitenizde sayıldı mı? Dönem kaybı yaşadınız mı?

Dönem kaybı yaşamadım. Bunda aslında buradaki üniversitemin de biraz katkısı oldu. Çünkü aslında tam olarak dersler birbirine uyuşmuyordu. Ben çeviri bölümü okuyordum, orada tam olarak çeviri dersi almadım. Buradaki hocalarımın da katkılarıyla tamamını saydırdım. Ama normalde dersler birebir uyuyor mu derseniz tabii ki uymuyor. Ondokuzuncu yüzyıl Rus dili edebiyatı veya Türkçe-Rusça çeviri görmedik çünkü orada.

Hocaların dil seviyesi nasıldı? Dersler ingilizce mi? Derslerin anlamada problem yaşadınız mı?

Rusça eğitim veriyorlar ve hocaların anadilleri zaten Rusça. Bizim şöyle bir ortamımız vardı; bölüm başkanının girdiği, sadece Erasmus sınıfına açtığı dersler vardı. Onlarda en ufak bir problem yaşamıyordum ama bir de yerel öğrencilerle girdiğimiz dersler vardı. Oradaki üçüncü sınıf anadili Rusça ve Letonca olan insanlarla bir ders almaya çalışıyoruz tabii ki çok zordu. Bazı şeyleri tam olarak anlamıyorduk bir şekilde mantık yürütmeye çalışarak anlamaya çalışıyorduk. Anlamadığımız yerde hocaya gidip soruyorduk ya da kendi arkadaşlarımıza soruyorduk yardımcı oluyorlardı.

Gittiğiniz üniversite ile kendi üniversite eğitimi karşılaştır mısınız? Üniversitenin zorluk derecesi nasıldı? 

Ben İstanbul Aydın Üniversitesi’nde okudum. Orada Baltic International Academy. Letonya Üniversitesi’ne giden arkadaşlarım da vardı, yine aynı bölümden onlara ödev verdiler gelmenize gerek yok dediler. Benim ders yoğunluğum çok fazlaydı. O açıdan aslında iyi ama biraz zor bir Erasmus süreciydi. Çünkü boş vaktim hiç yoktu. Sabah gidiyorum akşama kadar okuldaydım. Kendi üniversitemden daha fazla zorlandım diyebilirim.

Şehir içi ulaşım olanağı nasıl?

Avrupa’da Metro olmayan tek başkent galiba Riga. Metro yok ama metroya gerek de yok. Güzel bir tramvay ağları var. Otobüsle her yere gidebiliyorsunuz. Bunların dışında bizde olmayan troleybüs sistemi var (otobüsün elektriklisi). Minibüsle her yere gidebiliyorsunuz minibüs sistemleri var. Ulaşım çok rahattı bir de şehir küçük olduğu için ve Erasmuslular da genelde şehrin merkezinde kaldığı için genelde her yere yürüyerek de gidebiliyorsunuz. Otobüs fiyatları 50 Cent civarındaydı. Bilet alıyorsunuz ya da kartınız oluyor. Bilet biraz daha pahalıydı. E-talon ulaşım kartları var başvurusunu yapıyorsunuz o karttan alıyorsunuz. O daha da ucuza geliyor.

Genelde Erasmusa giden öğrenciler büyük bir yurt olduğu için Prima yurdunda kalıyorlar 15 numaralı otobüs Prima Yurdu’ndan şehir merkezine gidiyor. 22 numara Havalimanı’ndan şehir merkezine gidiyor.. Letonya’da farklı taksi şirketleri var ve bunların farklı fiyatlandırmaları var. Bunlardan en ucuz olanı sadece Rusça biliyor telefonla arıyorsunuz şuraya gel buradayım diyorsunuz götürüyor sizi en ucuzu bu “Panda Taxi” . Diğerleri biraz daha pahalı belli bir fiyat yok. Tek kişi gidecekseniz evet pahalı ama mesela gece eğlenceye gittiniz dört kişi taksiye biniyorsunuz otobüsle hemen hemen aynı fiyata evinize gidebiliyorsunuz.

Gittiğiniz ülkede eğlence ortamı nasıldı? 

Aslında Letonya baltıkların en eğlenceli ülkesidir. En ucuz ülkesi değil ama yine gayet ucuz bir ülkesi. İsveç, Norveç çok pahalı olduğu için oradan sürekli Cruise gemileri oluyor insanlar Letonya’ya eğlenmeye ve alışveriş yapmaya geliyorlar. Eğlence ucuz ve güzel Letonya’da. Tabii çok pahalı mekanlar da var ama çok ucuz French Bar gibi öğrencilerin baş tacı mekanlar da var.

IMG_0059jj

Biraz festival ülkesi de diyebiliriz Letonya için. Temmuz sonu Ağustos başı gibi bir festivalleri var ve Lido adında festivalleri var ayrıca bağımsızlık günleri de festival havasında kutlanıyor. Komple bir ana caddeyi kapatıyorlar oraya sahne kuruyorlar. Sahne de konserler veriyorlar, kısacası eğlenmeyi seven insanlar. Hem eğlenmeyi seven insanlar hem de duygusal insanlar yani geçmişlerine çok bağlı insanlar.

Yemekler nasıl, bizim ülke lezzetlerine uygun mekanlar var mı? İlk hafta neler yaşadınız? Gittiğiniz ülkede en sevdiğiniz yemek hangisiydi?

Dünyanın hiçbir yerinde bir insanın aç kalabileceğini, kendi damak tadına göre bir şey bulamayacağını düşünmüyorum.”

Türk insanına göre aslında çok iyi mutfakları yok. Ama aç kalmıyorsunuz. Bazen insanlar “yiyecek hiçbir şey bulamadım” diyor. Bence her ülke için yalan böyle birşey. Dünyanın hiçbir yerinde bir insanın aç kalabileceğini, kendi damak tadına göre bir şey bulamayacağını düşünmüyorum. Sonuç olarak tavuk var tavuk kızartıyorlar bizimle aynı yemek. Haşlama yemekler var haşlama yemekleri yiyorsun. Domuz eti kullanılıyor ama domuz eti kullanılan yemekler belli zaten, ben domuz eti yemiyorum dediğinizde hiç kimse size zorla domuz eti yedirmeye çalışmıyor. Ve bütün yemekler de domuz etli değil zaten. Yani yurt dışında bence aç kalma ihtimali yok.

Türk mekanları vardı merkezde dönerci vardı. İnsanların sürekli tavsiye ettiği Safiye diye bir yer var. Şehir merkezine yürüme mesafesinde, 20 30 dakika kadar yürüyorsunuz. Hayatımda ilk defa vişneli baklavayı orada yedim. Türkiye’de öyle bir şey o güne kadar görmemiştim. Menemen, börek, poğaça yapıyorlar her şey var. Türk marketi vardı Türk ürünleri bulabiliyorsunuz ama bunları biraz aramak ve öğrenmek gerekiyor.

Biezpienmaize diye çok değişik bir tatlı vardı. Likit halinden çıkarılmış sütlü kek gibi bir şey diyebilirim. Türkiye’de gece eğlendiniz çok içtiniz ne yaparsınız işkembe çorbası içmeye giderseniz. Letonya’da Pelmeni diye bir mekan var. Pelmeni Rus mantısı oluyor. İçtikten sonra oraya gidip pelmeni yiyorsunuz.

Erasmus süresince bulunduğunuz ülkede hangi şehirlere gittiniz?

Sigulda

Sigulda

Biz araba kiralayıp tur yaptık. Şehir olarak Letonya’nın batı kısmını hemen hemen gezdim, doğuda Sigulda diye ormanlık bir alan var oraya gittim. Tukums, Liepāja, Jurmala, Aizpute, Ventspils, Kuldiga şehirleri var onlara gittim Riga’ya çok yakın trenle 20 25 dakikalık bir sahil şehri var Jurmala oraya gittim. Oraya muhakkak gitmek gerekiyor Baltık denizinde denize girdim. Bence güzel bir tecrübeydi. Sigulda’ya ve Liepāja’ya, Kolka’ya mutlaka gidilmeli.

Sigulda

Sigulda

Erasmus sürecince hangi ülkelere ve şehirlere gittiniz? Mutlaka gidilmesi gereken yerlerin nereler olduğunu düşünüyorsunuz? Gittiğiniz ülkelerde mutlaka tatmanız gereken lezzetlerin neler olduğunu düşünüyorsunuz?

Estonya’da Talin’e, Finlandiya’da Helsinki’ye, Polonya’da Krakow ve Varşova’ya gittim. Viyana’ya ve Çek Cumhuriyeti’nde Prag’a gittim. Ah Prag diyorum hala. Sonra Rusya’ya geçtim St. Petersburg’a gittim. Orası da Prag benzeri süper bir şehirdi. Ben pek Batı Avrupa’yı sevmediğim için Batı Avrupa’ya gitmedim tabi zaman kısıtım da biraz engel oldu.

CAM00359jj

Benim gezmekle alakalı şu şekilde bir düşüncem var: Bu Türkiye’de de aynı benim için yurt dışında da aynı. Gezerken çok para harcamanıza gerek yok. Süper otellerde kalmanıza gerek yok 10 euro’ya bir hostelde kalabilirsiniz. Evet çok temiz olmayabilir ama bırakın olmasın sadece bir gece orada yatacaksınız sadece uyku için gidiyorsunuz. Pasaportumu kaybettiğim bir şehirdir kendisi.

“Macaristan’ın o kent merkezinde biz bulgur pilavı açtık bulgur pilavı yedik”

Bizim şöyle bir seyahat programımız vardı: Tost ekmeğini çokokremimizi, bisküvilerimizi alırdık çantamıza koyardık. Gittiğimiz ülkede ünlü bir yemek varsa onu yerdik. Onun haricinde çok ucuza kaçardık. Önemli, güzel bir içkisi varsa onu içerdik. Mesela Letonya’nın Balzam diye bir içkisi var. Bence herkes tatmalı. Çek Cumhuriyeti’nde Becherovka diye bir içki var tamamen tarçından ürettiriyor. Tarçından nefret ederim ama bence muhakkak içmek gerekiyor. Mesela Macaristan’a gittiyseniz muhakkak gulaş yiyin. Yani normal öğünlerinizi ucuza getirin ama oranın ünlü bir şeyi varsa muhakkak yiyin ya da oradaki önemli müzeleri muhakkak gezin. Mc Donalds’ta yemek yiyeceğim ama şu müzeye gitmeyeceğim demeyin. Mc Donalds’ta yemek yemeyin tost ekmeği yiyin ama o müzeyi görün muhakkak. Talinn’e gittik benim ev arkadaşım vardı Dilan, aynı üniversitede okuduk. Estonya Talinn kent merkezinde biz evden getirdiğimiz bulgur pilavı açtık,bulgur pilavı yedik. Ama bu sayede müzeye girdik. Bunlar yapılmalı bence. 

Orada yaşadığınız zorluklar nelerdir? Zorlukları aşmak için neler yaptınız?

Ülkede ben bir zorluk yaşamadım açıkçası. Soğuktu ama ben soğuğu seven bir insan olduğum için bir sıkıntı yaşamadım. Dersler açısından hiçbir zorluk yaşamadım. Hocalar çok yardımcı oldu her zaman için. Ben bir zorluk yaşamadım ama dediğim gibi Letonya’da bir kısım insanlar Ruslardan nefret ediyor. Ben Rusça konuşmaya başlayınca bazıları sen yabancısın neden Rusça konuşuyorsun ya İngilizce konuş ya da hiç konuşma dediler birkaç kere bana. Direkt olarak tehdit ettiler yani.

Dönüş sürecinde neler yaşadınız ve döndükten sonra neler yaşadınız?

O benim için aslında Letonya’nın bana yaptığı bir kazık gibiydi. Doğum günümde benim vizemi bitirdiler o biraz üzücü oldu. Yine de Ah biraz daha uzun kalsaydım diyorum herkes gibi. Dönüş süreci aslında biraz iç burkuyor böyle.

Gidenler ya da dönenler bilirler. Dış hatlardan çıktıktan sonra yürüyen bantlardan devam ediyorsunuz. Bir tane amca önümüzde bir küfür edince dedim ki “hah Türkiye’ye geldik hayırlı olsun.” Sonrasında her şey başladı benim için, tekrardan normale döndüm.

Erasmus’a gitmek size neler kazandırdı ve tekrar gitmek ister misiniz?

Ben çok kültürlülüğü aslında seven bir insandım ama bununla alakalı bir tecrübem yoktu. Bütün kültürlere, bütün dinlere saygılı bir insanımdır bunu daha da katmerlediğime inanıyorum. Çok fazla sayıda insanla tanıştım, çok farklı yerlerden insanlarla tanıştım.

Tabii ki tekrar gitmek isterim yani muhakkak. Bu sadece Erasmus için değil ya da sadece Letonya için değil farklı yerler görmek için.

Erasmus sürecini düşündüğünüzde keşke ve iyiki dediğiniz noktalar nelerdir?

İyi ki işimden istifa edip gitmişim. Çok iyi bir tecrübe oldu benim için.

Keşke biraz daha uzun kalabilseydim ve keşke biraz daha da aktif olabilseydim, imkanım olsaydı biraz daha fazla gezebilseydim.

Erasmus’da unutmadığınız bir anınız var mı?

Prag’ta pasaportumu kaybetmem benim için unutulmaz bir an olmuştu. 3 arkadaş gidiyorduk otobüsteydik. Benim pasaportum arkadaşımın çantasındaydı. Artık otobüsten indik Prag’ta arkadaşım çantayı otobüste unutmuş. Aslında oradaki Konsolosluğu da suçlamam gerekiyor. Konsolosluk görevlisi ne yaparsanız yapın bizi ilgilendirmiyor diye direkt olarak cevap verdi. Polisi aradık, “Ee ne oldu biz bir şey yapamayız kendi başınızın çaresine bakın” dedi ve polis gitti. Kendi çabamızla otobüs firmasını bulduk, otobüsü bulduk ve otobüsçü amca ile konuştuk. Tamam dedi ben iki gün sonra geleceğim orada bekleyin dedi. 2 gün boyunca ben Prag’ta başı boş bir şekilde gezdim. Hayatımdaki en unutamayacağım anlardan bir tanesiydi. Bir sabah saat 5te falan kalktık gittik saat 6’da otobüs geldi, durdu muavin gibi biri çantayı kaldırdı. O an böyle heyecandan dizden aşağımı hissetmiyordum zaten. Çantayı bana verdi çantayı açtım pasaportu gördüm o an tarifsiz bir duyguydu. Unutulmayacak bir andı benim için.

Erasmusa gidecek öğrencilere tavsiyeleriniz?

Kendilerini kapatmamaları gerekiyor. İlk başta bahsettiğim gibi Türk arkadaşlık halkasını bir kere zaten ilk başta kırmalılar. Erasmus öğrenci halkasını da kırmalılar. Oradaki yerel öğrenciler ve yerel halka inmeliler ki en büyük eğlence bence böyle oluyor. Hem eğleniyorsunuz hem yeni şeyler öğreniyorsunuz yoksa muhakkak bir şekilde kısıtlı kalıyorsunuz. Güleryüzlü olun, insanlarla tanışmaya açık olun ve herkese salça olun konuşun herkesle.

Türkiye’ye döndüğünüzde en çok özlediğiniz şey neydi?

Ben dönmeden önce Vedat Milor’ü izlemeye başlamıştım son iki hafta kala artık Türkiye’ye döneceğim diye. İşkembe, nohut, kuzu etleri falan böyle şeyler izlemeye başlamıştım. Döndüğümde delicesine midye bira yaptım. Kokoreç yedim.

Orada da onların yerel tatlarını, çok değişik yaban mersinli birası vardı bunları özlüyorum. Bir de yabancı olmayı özlüyorum. Ben bir yere gidip hiçbir şey anlamamayı seviyorum. İnsanlar genelde bunu sevemez ama etrafındaki insanlar konuşsun ben onları anlamayayım böyle boş boş suratlarına bakayım. Onların mimiklerinden bir şeyi anlamaya çalışayım bence güzel bir şey bu.

Proje hakkındaki düşünceleriniz nelerdir? Yararlı olacağını düşünüyor musunuz ?

 Bence güzel bir proje çünkü gitmeye çalışırken ben her şeyi kendi kendime yapmaya çalıştım. Letonya’ya fazla giden insan yoktu. Benim üniversitemden, benim bölümümden giden ilk kişi bendim. Hatta bölümden oraya alınan ilk Türk öğrenci de bendim. Hoca sen nereden çıktın bizim ilk Türkiye’den gelen öğrencimiz sensin falan demişti bana.

Bu güzel bir proje çünkü gidecek insanlara çok yardımcı olabilir. O üniversitenin sayfasını hala takip ediyorum Türkiye’den giden öğrencilere ben hala yardımcı olmaya çalışıyorum. Çünkü hiçbir şekilde ne Letonya hakkında bilgileri var ne de üniversite hakkında bilgiler var. Onlara kendi çapımda ben yardımcı olmaya çalışıyorum. Böyle bir internet sitesi olursa insanlar bilgiye daha kaliteli daha doğru ulaşabilir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir