Hakan Ozan – Portekiz – Braga – Universidade Do Minho

Hakan Ozan – Portekiz – Braga – Universidade Do Minho

Kısaca kendinizi tanıtır mısınız?

Merhaba ben Hakan Ozan. 23 yaşındayım. Dumlupınar Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler bölümünden mezun oldum. Şu an Kocaeli Üniversitesinde Siyasi Tarih bölümünde yüksek lisans yapıyorum.

Erasmus’a gitmeye nasıl karar verdiniz? Bu süreçte neler yaşadınız?

Erasmus’a gitmeye lisans okurken birinci sınıfta karar verdim. Üniversitenin internet sitesinden görmüştüm. Daha sonra araştırdım ve başvurup ikinci sınıfta gidebileceğimi öğrendim. Birinci sınıftayken başvurusunu yaptım, sınavına girecektim fakat sınava girmeden önce Kütahya’dan İstanbul’a gelmiştik . Bir konferansa katıldık. Daha sonra döndüğüm günün sabahında Erasmus sınavı olacaktı. Birkaç saatlik uyku, telefonumun donması ve alarmın çalmaması yüzünden sınava gidemedim. Velhasıl ilk sınavı o şekilde kaçırdım. İkinci sınıfta bir daha başvurdum ve sonunda sınava girdim. Onda tabii daha bilinçliydim. Sınav da iyi geçti. Daha sonra mülakatı oldu, bürokratik işlemleri vs..

Ders odaklı mı, yoksa eğlence odaklı mı gittiniz?

Türkiye’ye döndükten sonra bu soru çok sorulur. Açıkçası ben kültürel odaklıydım. Birçok kişi eğlenme maksatlı gidiyor ben ise yabancı dilimi geliştirmek için gittim. Paramın çoğunu da kültürel aktiviteler için harcadım.

Erasmus’a gideceğiniz ülkeyi ve okulu nasıl belirlediniz ve ne kadar kaldınız?

Tercih yapacağım esnada 3-4 ülke vardı. Finlandiya, Polonya-her üniversitede olduğu gibi- diğeri de Portekiz idi. Finlandiya pahalı diye tercih etmedim. Bir de refah seviyesi çok yüksek olduğu için insanlarla belki iletişim kurmakta güçlük çekebilirim diye düşündüm. Zaten Finlandiya’ya giden arkadaş da bölümünü bir dönem uzattı, geldi. Bayağı sıkıntı yaşamış  ve parayı da yettirememiş.

Polonya’yı tercih etmektense de Portekiz’i yazayım dedim. Latin ülkesi bize yakındır, hem Avrupa dilleri içinde en çok Roman dillerine (Fransızca, İspanyolca, Portekizce falan) ilgim var. Bu yüzden seçtim ve 6 ay Portekiz’de kaldım.

12670687_171904933202749_6498400309488569600_jı

Lizbon’dan bir kare.

Erasmus’a gitme sürecinde neler yaşadınız?

Kendi üniversitemde bir oryantasyon programı oldu. Ne yapacağımıza dair bilgi verildi. Çarşaf çarşaf liste verdiler bize “Bunları yapacaksınız.” diye. Onlarla bayağı uğraştım daha sonra zaten bütün koordinasyonu Erasmus koordinatörlüğü sağladığı için o esnada karşı üniversite ile bir irtibatım olmadı. Hepsini koordinatörlük hallediyor. Benim yapmam gereken o evrakları hazırlamak, uçak biletini almak, banka hesabını açtırmaktı.

Uçak biletini gitmeden 2-3 hafta önce  (bir de internetten alışverişi pek bilmiyordum o zamanlar) acenteden aldığım için çok pahalıya geldi. O zamanlar yanlış hatırlamıyorsam gidiş için yaklaşık 1000 TL verdim, yani çok yüksekti. Bir de 2013’te gittiğim için o dönemin parasıyla düşününce bayağı yüksek bir miktar oluyordu. İlk kez uçağa binecektim onun heyecanı vardı ve aktarmalı gidecektim. Uçak Türk Hava Yollarınındı. Lisbon’a inecek Lisbon’dan da TAB Havayollarıyla Porto’ya inecektim. Porto’dan da otobüsle Braga’ya gidecektim. Braga’da Havaalanı yoktu. En fazla Porto’ya gidebilirdim ama onu da düşünemedim.

Lisbon’da indiğimde Porto uçağı için sıraya girmek üzereyken iki kişi önde gidiyordu. Aralarında konuşuyorlardı; dikkat ettim Türkçe konuşuyorlar. Çantalarındaki yazılara da dikkat edince Türk olduklarına artık kanaat getirdim. Yanaştım, “Siz nereye gidiyorsunuz?” dedim. Onlar da Braga’ya gidiyormuş. Aynı yere gidiyorduk. Dolayısıyla ilk onlarla tanıştım yurtdışında. Geç de olsa sonunda Braga’ya ulaştım. Bayağı yorulmuştum.

Giderken yanınızda neler götürdünüz?

“İlk günler için yiyecek bir şey götürmedim keşke götürseydim diyorum.”

Yanımda çok fazla şey götürdüm, işte acemilik yani. Bir çanta kitap götürdüm, keşke götürmeseydim diyorum. Roman, ders kitabı vesaire, orada okurum ihtiyacım olur diye götürdüm. 1-2 tanesini okudum. Zaten ders kitabı orada İngilizce kaynaklardan istifade ettiğimiz için hiçbirine ihtiyacım olmadı.

Güz döneminde kalacağım için kışlık kıyafetler götürdüm. Çok soğuk değildi ama çok yağmurluydu.  Bir bavul götürdüm, kocaman bir bavul, bir sırt çantası bir de küçük bir el çantası vardı.

İlk günler için yiyecek bir şey götürmedim keşke götürseydim diyorum. Daha sonra bizim üniversiteden İngilizce Öğretmenliğinden başka bir arkadaş gelecekti, anneme havaalanına gidip arkadaşı karşılamasını onunla biraz para, poğaça türü şeyler göndermesini söyledim. Arkadaşım geldiğinde o poğaçaları yedik. Çok uluslararası bir ortamda yendi o poğaçalar.

Gittiğiniz ülkede ilk anda neler yaşadınız ?

Öncelikle gittiğim yerin diliyle alakalı hiçbir fikrim yoktu. Bir tek uçağa binmeden önce teşekkür etmeyi öğrenmiştim. Onu da zaten taksiciye karşı kullandım bir tek. Adam bayağı gülmüştü. Dili bilmediğim için çok çekindim. Ama daha sonra öğrencilerle tanışmaya başlayınca onların İngilizce bilmesi kendimi daha rahat hissettirdi.

Ayrıca gidecekler için basit birkaç Portekizce kelime söyleyeyim. En azından bunları bilmeniz sizi sempatik gösterebilir ilk temasta; Olá (Merhaba), Tudo bem (Nasılsın, her şey yolunda mı?), İyiyim, sen nasılsın? (Estou bem, e tu?), ne yapıyorsun? (o que tu fazes?).

İlk gerginliğim de oda arkadaşımı beklemek olmuştu. İlk önce ben farklı bir yurtta kaldım. Dil kursu için ayrı bir yurda yerleştirdiler. Orası daha güzeldi tabii. O yurtta ilk oda arkadaşım Çek Cumhuriyetindendi. Benden 1-2 gün sonra geldi, gece 3 gibiydi. Işık yandı, yurt görevlisi çocuğa eşlik etmiş odaya kadar. Çocuk geldi uzun boylu, uzun saçlı, sarışın bir çocuktu. İlk etapta heyecanlandım nasıl iletişim kuracağım diye. İyi bir çocuktu çok efendi, saygılı. Bilgisayar mühendisliği okuyordu. Kafasından kod yazıp site tasarlıyordu. Zehir gibi bir çocuktu. Kursta öğrendiği kelimeleri yurda döndüğümüz zaman İngilizce’ye çevirip Google Translate tarzı bir site tasarlıyordu. Son aşamada ne oldu bitirdi mi bilmiyorum.

12990959_171904819869427_6211615324278589187_njı

Barselona’dan bir kare.

Yurtta bir ay kaldıktan sonra asıl kalacağımız yerlere dağıldık. Orada tanıştığım kişiler de başka şehirlere dağıldı. Kimisi Coimbra’ya gitti, kimisi Porto’ya kimisi Lizbon’a gitti. Ben Braga’da kaldım. Daha sonra yurt değişikliği oldu. Santa Tecla adında başka bir yurda geçtim. O yurt çingene mahallesinin yanında yer alıyordu. Çok ilginç bir yerdeydi. İlk gittiğim zaman şaşırdım ama yabancı hissetmedim kendimi. Çünkü evimin olduğu muhit de bu tür yerlere fazla uzak değil. Daha sonra demek ki burada da varmış öyle yerler dedim kendi kendime. Bazı zamanlar yurda giderken mecburen o bölgeden geçmek durumunda kalıyordum, laf falan atıyorlardı zaman zaman. Anlamıyorum ama muhtemelen git buradan gibi şeyler söylüyorlardı. İkinci yurduma geçtiğim zaman oda arkadaşım Brezilyalıydı. Bu arkadaş kısayol olsun diye bir gün çingene mahallesinden geçmiş. Biri kesmiş önünü ‘ne yapıyorsun burada’, ‘defol git buradan’ demiş. O da el mahkum ‘tamam’ deyip dönmüş arkasını gitmiş. Zaten toplu bir bölgede yaşıyorlar. Bizdeki gibi kendi gettoları var sadece farklı dil konuşuyorlar. Buradakini al oraya koy bir şey değişmiyor.

Okula başlama sürecinde neler yaşadınız?

Gitmeden önce daha buradayken bir ders eşleştirme süreci oluyor. Ona Learning Agreement diyorlar. Dersleri buradayken eşleştirdim fakat oraya gittiğimde dediler ki ‘burada bir sorun var, düzeltin bunu.’ Erasmus Koordinatörlüğüne gidip ‘böyle böyle bir sorun var’ diyorum; bir ders listesi veriyorlar ‘şu kodları girin’ diyorlar. Daha sonra onu alıp Erasmus Koordinatörlüğünden bölüm sekreterliğine onaylatmam gerekiyor. Oradaki kadın da biraz tuhaftı. Her gittiğimde ‘bu kodlar yanlış şu kodları gir’ diyordu. Sonra sayı olan kodları çıkartıp harf olan kodları koydum; 2 -3 kez bu şekilde Erasmus Koordinatörlüğüne gittim. Kodların yanlış olduğunu söyledi. ‘Hangisi doğru o halde’ dedim ayrıca o anda bayağı sinirlenmiştim. ‘O kadını boşver’, ‘sen bu kodları gir’ dedi. Yani bürokrasi güney kuşağında, Akdeniz ülkelerinde böyle demek ki; benim gördüğüm kadarıyla. Daha sonra o dersleri eşleştirdim bir şekilde onaylattım. Ama döndüğüm zaman başımdan aşağıya kaynar sular döküldü.  1 dersi 2 ders ile eşleştirebiliyorduk öyle bir kıyak vardı. Zaten bir dersi o şekilde yaptım ama ben 2 dersi seçmemişim krediyi doldurduğumu zannediyordum. Türkiye’ye döndüğümde 2 dersten sorumlu oldum; bir nevi kalmış gibi oldum. Zaten oradayken 1 dersten kaldım; etti 3 ders. Böyle bir sıkıntı oldu. Açıkçası o dersten kalma nedeninin bizle bir alakası yoktu. Hoca bizimle pek irtibat kurmadı, 1-2 kez gördük kadını; neticede hepimizi bıraktı.

Okulun açıldığı ilk gün oryantasyon programına katıldık. Anlattılar birkaç kağıt verdiler ‘ne nerededir’ gibi. Daha sonra yurda geçerken internet şifresini, öğrenci numarasını falan verdiler. Öğrenci kartımız bile çıktı. Öğrenci kartımı daha sonra Fransa’da fazlasıyla kullandım. Avrupa Birliği içinde bir üniversitede öğrenci olduğum için onu kullanarak müzelere bedava girdim. Burada ise öğrenci indirimi var fakat öğrencilerden giden yok. Müzeye gitmek vakit kaybı olarak düşünülür genelde.

Uyum sağlama sürecinde neler yaşadınız?

“Yabancı bir oda arkadaşımın olması benim çekingenliği atmama yardımcı oldu. “

İlk önce endişeliydim nasıl davranacağımı bilmiyordum. Yabancı insanlarla ilk kez aynı ortamda kalacaktım sonuçta. Ama yabancı bir oda arkadaşımın olması benim o çekingenliği atmama yardımcı oldu. Ondan sonra zaten yavaş yavaş diğer insanlarla tanışmaya başladım. Avrupa’nın her yerinden insanla tanışmışımdır herhalde. İlk kaldığım yurtta özellikle ilk arkadaşlıklarımı edindim. Kimisiyle hala facebook üzerinden konuşurum.

Hibe ne zaman yatıyor, her ay yatıyor mu? Aldığınız hibe ihtiyaçlarınız karşıladı mı?

Hibeyi bütün halde yatırdılar. Yanlış hatırlamıyorsam 1500-1600 euro kadardı. Ben gittiğim zaman Eylül ayında hibenin %80’i hemen yattı. Orada derslerimizi geçip başarıyla döndüğümüz zaman kalan %20’si de burada yatıyordu. Tabii para yetmedi; çünkü 3 tane farklı ülkeye gittim. 25 Aralık süreci patlayınca Euro fırladı ve para yetmedi.

Tasarruf için öncelikle uçak biletlerinin önceden alınması lazım. Farklı internet siteleri var oralardan bakılabilir. Ben o zamanlar bilmiyordum şimdi gitsem daha farklı olur yani uçak biletleri çok ucuza getirilebiliyor. Yanınızda giderken bisküvi, poğaça gibi şeyler konması lazım ben koymadım o da bir hataydı.

 120 günlük ulusal bir vize aldım. O bittikten sonra vizeyi uzatmak adına yabancılar ofisine gittim. 1 ya da 2 ay için iyi bir para vermiştim. Portekiz içinde de fazla gezdim; tabii paranın bitmesinde onun da etkisi var. Çok fazla bir para harcamadım ama gezilere gittim.

Gittiğiniz üniversitenin kendi öğrencileriyle, sizin sahip olduğunuz teknik ve sosyal imkanlar aynı mıydı?

Her şey aynıydı. Diğer öğrencilerle tamamen eşitti.

Gitmeden önce hangi seviyede dil bilgisine sahiptiniz? Gittiğiniz ülkenin yabancı dile katkısı oldu mu ve yeni bir dil öğrendiniz mi?

İngilizce biliyordum ama bir kursa gitmediğim için seviyemi bilmiyorum. Orta seviye diyebilirim. Halk eğitime gitmiştim Fransızca ve Almanca kurslarına. Tabii çok ileri düzeyde değil, konuşabilecek düzeyde bilmiyordum Fransızca ve Almancayı. Daha sonra orada Portekizce EILC kursuna gittim. Onun bayağı faydası oldu; özellikle A1 seviyesinde verilen kursun. Çünkü hoca İngilizce biliyordu ve dersleri bize İngilizce anlatıyordu. Günlük hayatta da fazlasıyla pratik yapma imkanı var herkes konuştuğu için öğrendik. Oda arkadaşım Brezilyalıydı onunla da pratik yapıyorduk. Hatta sağ olsun Noel hediyesi olarak bana Portekizce gramer kitabı almıştı hiç unutmuyorum. Hala da o kitabı kullanırım .

A2 seviyesine de gittim ama çok verimli geçmedi; çünkü hoca İngilizce bilmiyordu. Cidden çok sinir bozucu geçti, hoca dersleri Portekizce anlatıyordu. Bilmediğim bir dili bilmediğim bir dilde anlatırsan bende anlamam yani. Hatta sınıf ikiye bölünmüştü. Bir kısım ‘diğerleri’ diğer kısım da İspanyollardı. Hoca, İspanyollar ne tarafta oturuyorsa o tarafa doğru anlatmaya başladı bir süre sonra çünkü biz anlamıyorduk. Biz Alman arkadaşla birbirimize Almanca-Türkçe küfürler öğretiyorduk. Onun bir defteri vardı; ben oraya okunuşlarını-yazılışlarını falan gösteriyordum. Sadece küfür değil tabi ‘Nasılsın, ne yapıyorsun’ gibi normal cümleleri de aktarıyorduk birbirimize. A2 seviyesinde Portekizceyi İngilizce bilmeyen bir hocadan almak çok zordu. Hoca iyi niyetliydi; yanıma gelip anlayıp anlamadığımı soruyordu. Ama bir süre sonra tahtaya yazdığı herhangi bir şeyi sürekli bana sormaya başladı, ‘anladın mı, anladın mı’ şeklinde. Bu da daha sonra sinir bozucu bir hal aldı. A1 seviyesinde aldığım kursun masrafı yurt parasıyla iç içeydi. Yaklaşık 122 Euro idi.

Orada aldığınız dersler kendi üniversitenizde sayıldı mı? Dönem kaybı yaşadınız mı?

Evet sayıldı, zaten bir dersi iki ders yerine saydırmıştım. Çünkü bazen burada olan ders orada olmuyor veya orada olan bir ders burada iki dersi karşılıyor.

Benden sonra 2. dönem giden arkadaşlar aldıkları dil kurslarını Learning Agreement’ta ders olarak saydırmışlar. Böyle bir şeyin olabileceğini bilmiyordum; kimse de söylemedi. Bu durum bana çok koymuştu. Bende EILC kursunun A1 sertifikası ile A2 seviyesinde sertifika vardı ama hiçbirini bir dersin yerine saydıramadım. Aklımız çakallığa çalışmıyor.

Hocaların dil seviyesi nasıldı? Dersler İngilizce mi? Dersleri anlamada problem yaşadınız mı?

Dersleri anlamada bir problem yaşamadım. Derslerin kaynak kitaplarını İngilizce verdiler. Erasmus öğrencilerine sınavları İngilizce yapıyorlardı. Normalde eğitim dili Portekizceydi.

“Louizidou ve Türkiye Davası”

Okulun ilk günü hocalarla tanışmak maksatlı derslerine gitmiştik. Hocalarla konuşmak için dersin bitmesini bekledik, ‘biz Erasmus öğrencisiyiz, bize bir güzellik yok mu’ diye. Sağ olsunlar, yardımcı oldular. Ödev verdiler, İngilizce doküman verdiler, çalışacağımız kitapları pdf olarak ya da kitap olarak bize verdiler. Onlara çalıştık ama Polonya’dakiler gibi boş beleş geçmedik biz o dersleri. Sunum yaptım, yazılı sınava girdim, sözlü sınava girdim. Türkiye’de iken kaldığım Uluslararası Hukuk’u orada vermiştim. Uluslararası Hukuktan ödev hazırladım. Tez formatında şeyler değil ama yorucu şeylerdi. Uluslararası hukuk dersinin finali için hoca, ‘sözlü sınav yapacağım.’ dedi. Sınava gittik titriyoruz heyecandan bir arkadaşımla birlikteydim. Bizden önce İspanyol bir kız vardı. Onlar rahat tabii İspanyolca konuşsa bile anlıyor karşı taraftaki. Sonra biz girdik. Uluslararası Hukukla alakalı verdiğim metinden yola çıktı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi vesaire oradan ilerledi. Ben işin nereye varacağını tahmin ediyordum biraz. Ama yine de devam ettim konuşmaya. Kıbrıs’taki bir davadan bahsediyorduk, Louizidou ve Türkiye Davası.  O davada Türkiye haksız bulundu, Türkiye’ye işgalci bir devlet sıfatı verildi AİHM tarafından. Hoca da bunu söyledi ‘Türkiye işgalci bir güç olarak Kıbrıs’ta yer alıyor.’ dedi. Benim Türk olduğumu unuttu herhalde. Tansiyonum bir anda yükseldi; ne diyeceğimi de bilemiyorum kızsam mı haklısınız hocam mı desem bilemedim. Ama o heyecanla dedim ‘bir Türk olarak ben bunu kabul etmiyorum’ dedim. ‘Türkiye bir işgalci kuvvet değildir, Türkiye garantörlük hakkını kullanarak Kıbrıs’a müdahale etti’ dedim. Vatan savunmamı yaptıktan sonra, ‘kaldım herhalde, yine alacağım bu dersi’ dedim. Daha sonra CC ile geçirmiş, sağ olsun. Demek ki karşı düşünceye biraz olsun saygıları varmış.

Bir hoca daha vardı o bize bayağı yardımcı oldu. Çok kibar ve centilmen bir adamdı. Ama onunla da bir kez sürtüşme yaşamıştık. O da herhalde onun ters tarafından kalktığı bir güne denk geldik. Bize kitap verdi her türlü fırsatı verdi, yardımcı oldu. Ama sınav için gittiğimiz bir gün söylediği sınıfta kendisini bulamadık daha sonra diğer sınıflara baktık. Dersteymiş dersten çıktı dedik sınav vardı sizi göremedik. Hoca bir anda parladı. ‘Ya nasıl bulamıyorsunuz, her şeyi ben mi düşüneceğim, profesörüm ben..’ falan o triplere girdi. Diğer arkadaşım da Mersinli. O da çok agresif, sinirlenebilen bir çocuk. Baktım onun da mimikleri değişmeye başladı. Dedim herhalde bir tartışma olacak burada. Ama daha sonra hoca sakinleşti ‘tamam’ dedi ‘odama geçin, orada yaparım sınavı’ dedi. Verdi kağıtları bize kendisi derse gitti. 3 kişi sınav olduk hocanın odasında. Size güveniyorum dedi sınavı bitirince de posta kutusuna bırakın kağıtları dedi.

Derslerle ilgili bunun dışında bir de sunum yaptım. Bayağı heyecanlanmıştım, İngilizce sunum yapmak çok zor oluyor. Bunlardan biri Ukrayna ile ilgiliydi. Hoca da Ukrayna kökenliydi ve o dönemde de Ukrayna’ da iç savaş vardı. Üst üste geldi bütün her şey.

Gittiğiniz üniversite ile kendi üniversite eğitimi karşılaştırır mısınız? Üniversitenin zorluk derecesi nasıldı?

Erasmustaki dersler daha zordu çünkü hem derslere İngilizce hazırlanıyorduk hem de dersler bizdekine göre daha ağırdı.

Şehir içi ulaşım olanağı nasıl?

Öğrenci kartları vardı. Tramvay ve metro yoktu Braga’da; zaten gerek de yoktu. Küçük bir şehirdi; gerçi küçük olmasına rağmen Portekiz’in üçüncü büyük şehriydi. Tren ve otobüs vardı. Oranın içinde düşünecek olursak ulaşım uygundu her basışta 1 Euro yada 1.5 Euro falan alıyordu.

Gittiğiniz ülkede eğlence ortamı nasıldı?

Fazlasıyla partiler ve festivaller vardı. Portekiz’in insanları da gayet sıcak, eğlenmeyi seviyorlar. Gecehayatı da canlı bir ülke. Festivale bir kere denk geldim. Viana De Castelo diye bir şehirleri vardı oraya gezi olmuştu. Çeşitli ülkelerden insanların geleneksel danslarını sergiledikleri bir festivale denk gelmiştik. Hatta denk gelmek değil içine düşmüştük resmen. Biz gezerken orada Amerikalılar vardı yöresel danslarını icra ediyorlardı. Hatta hiç dans bilmeyen ben onların arasına karışarak ben de dans etmiştim.

Bazen gece Erasmus partileri oluyordu; onlara gidiyordum. Genellikle yarısında çıkıp geliyordum.. Ben dayanamıyorum yüksek sese.

Yemekler nasıl, bizim ülke lezzetlerine uygun mekanlar var mı? İlk hafta neler yaşadınız? Gittiğiniz ülkede en sevdiğiniz yemek hangisiydi?

“Türk’ün gidip de dönerci açmadığı bir yer yoktur herhalde Avrupa’da.”

Kebapçı her yerde var. Türk’ün gidip de dönerci açmadığı bir yer yoktur herhalde Avrupa’da. Braga’da, Lizbon’da, Porto’da her Avrupa şehrinde vardı. Belki Venedik’te yoktur hatırlamıyorum. Portekizlilerin bir tatlısı vardı; adı Pastel de Nata. Muhallebi gibi ortası ama etrafı biraz kek gibi, lezzetli bir şeydi. Bacalhau adında çok tükettikleri bir balık türü vardı; kurutulmuş olarak yiyorlardı. Porto şarabı çok meşhurdu. Pilav, fasulye gibi yemekler vardı. Özellikle beni şaşırtan kara fasulye vardı. Bildiğimiz fasulye yemeği ama rengi karaydı.

12932758_171905266536049_5243170589137949573_n

Porto’da bir Türk dönerci önünde demleme çay içerken.

Erasmus süresince bulunduğunuz ülkede hangi şehirlere gittiniz?

İlk önce gezi amaçlı Porto’ya gitmiştim. Çok güzel bir şehir, Braga’ dan çok daha güzel bir şehir. Gerçek anlamda, coğrafi anlamda bir haliç bulunuyor Porto’nun içinde. Köprüsü var ve haliçe nazır kafeler var kıyı boyunca. Tarihi eserler çok fazla ve binaları çok nostaljik. Bizdeki gibi gökdelen falan yok yani. Şehrin güzel bir dokusu var. Tren garı çok güzel ve görülmesi gereken bir yer. Şarap mahzenleri var.

Viyana de Castelo adında bir kıyı şehrine gitmiştim. Averio diye bir şehir var oraya Portekiz’in Venedik’i diyorlar. Görseniz gerçekten Venedik’i andırıyor. Braga yakınlarında Guimarães diye bir şehir var. Tarihi kalesi meşhurdur. Braga’nın en meşhur yeri bir tepe ve bu tepenin üstüne yapılmış büyükçe bir katedraldir. Merdivenlerle çıkılıyor, isterseniz taksiyle de gidiliyor. Bütün Braga’yı ayaklarınızın altına alıyor o yer. Adı Bom Jesus. Onun yanında Sameiro diye bir tepe var; orası da güzel.  Braga’nın merkezinde bir sürü kilise ve katedral mevcut.

12970986_171897869870122_6736712742798370418_ojı

Lizbon’dan bir kare.

Lizbon’a gitmiştik bir ESN gezisi olmuştu. Çok güzel bir şehirdi. Kestaneciler var bizdeki gibi en çok dikkatimi çeken o olmuştu. Castanha diyorlar adına. Tadı da aynı bizdeki kestane gibi. Çok güzel meydanı ve sahil şeridi var. Bizdeki gibi nostaljik bir tramvayı var. Aynı bu Tünel-İstiklal arası giden gibi sadece sarı renkte.

Serra de Estrela dedikleri Türkçesi ile Yıldız Dağları’na gitmiştik. Bayağı yüksek bir yer, Portekiz’in en yüksek noktası. Orada teleferikle bir uçtan diğer uca geçmiştik. Çok soğuk bir yerdi, ilk ve son kez karı Portekiz’de orada gördüm.

Erasmus süresince hangi ülkelere ve şehirlere gittiniz? Mutlaka gidilmesi gereken yerlerin nereler olduğunu düşünüyorsunuz? Gittiğiniz ülkelerde mutlaka tatmanız gereken lezzetlerin neler olduğunu düşünüyorsunuz?

İspanya’da Madrid ve Barcelona’ya gitmiştim. Madrid’de İspanyol Kraliyet saraylarını gezdik. Palacio Real adında bir kraliyet sarayı vardı. Bayağı geniş bir saraydı; duvarlarında resimler oldukça fazlaydı. Özellikle bir salonun tavanında çizilmiş resimlerde İspanyol İmparatorunun büyüklüğünü sergilemek için tasvir edilmiş resimler vardı. Mesela tavanın bir ucunda Meksika yazıyordu Meksika’nın geleneksel şeylerini uzatıyordu resimdeki kişi, diğer ucunda Filipinler var diğer ucunda Güney Amerika ülkeleri vardı. Hepsi İspanya kralına hizmet ediyordu. Tavandaki resim o mesajı veriyordu, etkilemişti beni. Madrid’ ten Barcelona’ya otobüsle geçtik. Uzun bir yolculuk olmuştu 7-8 saat sürdü sanırım. Sagrada Familia’ yı görmeye gitmiştik. Hala inşaatı bitmeyen bir yer, 800 yıldır bitmemiş. Ziyarete kapandığı için içini gezemedik. Dışarıda kalan alanında bir vaftiz töreni yapılıyordu onu izlemiştik.

Ocak ayında da Paris’ e gitmiştik. Louvre Müzesi, Champs-Elysee, Eiffel Kulesi gibi yerleri ilk etapta gezdik. Lüksemburg Bahçesi çok güzel geniş bir park, orası da gezilebilecek yerlerden biridir. Gittiğimiz gün metrodan 30 Euroya haftalık bir metro kartı almıştık. Tekrar tekrar almayalım diye. İlk önce yanlış almışız; hafta sonu için almışız ekstradan bir de hafta içi aldık.

12376869_171903776536198_5259897268127017474_n

Paris’ten bir kare.

Paris’ten uçağa binip Roma’da indik. Kaldığımız hostele gitmek için otobüse bindik ve otobüsten iner inmez ‘İstanbul Döner’ diye bir yer gördük. Hemen girip yedik tabii ki. Roma’da gezilebilecek çok fazla yer var. Colosseum’ a gittik. Mükemmel bir yerdi. Çok fazla tarihi eser var ama çok ciddi güvenlik sorunları var. Colosseum’un etrafındaki parklarda hep evsizler kalıyor ve cepçiler çok fazlaydı. Metrolarda hep “Be aware of pickpockets” şeklinde uyarılar vardı. Aşk Çeşmesini, Cumhuriyet Meydanını gezdik. Vatikan’a gittik. Orada elbette San Pietro Bazilikasına girdik. Muazzam bir yerdi. Katolosizmin başkenti Roma’ya uygun bir mimari düşünmüşler.

12888534_171904186536157_7522778071001315323_jı

Venedik, Rialto Köprüsü.

Roma’dan sonra trene bindik Floransa’ya gittik. İnanılmaz güzel bir şehir Floransa. Hatta bazı oyunlara, filmlere konu olmuş bir yerdir. Eğer röportajı okuyanlardan bilgisayar oyunları oynayan varsa Assasins Creed 2 adlı oyunu da bilirler. Bu oyun Floransa’da geçer. Arkadaşımla dolaştığımız zaman büyülenmiştik yani oyunlarda oynadığımız yerin içindeydik.

Daha sonra Floransa’dan trenle Bolonya’ya geçtik. Bolonya gayet küçük şirin bir şehirdi. O dönemde bir haber çıkmıştı. Bolonyalı solcu öğrenciler Nazım Hikmetin bir şiirinin İtalyancasını duvara spreyle yazıp sosyal medyada paylaşmışlardı. Biz de denk gelip görmüştük bunu.

11219065_176234759436433_3087717466095857016_n

Bolonya’da bir duvarda Nazım Hikmet’in şiiri.

Ertesi gün Venedik’e gittik, hepimizin görmek istediği bir yerdi. İnanılmaz bir yağmur vardı o yüzden çok fazla gezme imkanı bulamadık. Çok yardımsever insanlardı. Grande Canal ve San Marco Kilisesini gördük.

Venedik’ten Milano’ya aktarma yaparak gittik böylece bilet fiyatlarını yarı yarıya düşürmüş olduk. Milano çok şık bir şehir, insanlar giyimine gayet özen gösteriyor.

Orada yaşadığınız zorluklar nelerdir? Zorlukları aşmak için neler yaptınız?

Dil birinci zorluktu benim için ama yurda Erasmus öğrencileri geldikçe dil konusunu bir şekilde hallettim. Çünkü gelenlerin çoğu İngilizce biliyordu. Zaten kursa gidince de en azından bir kafeye, restorana gittiğimde kendi siparişimi Portekizce verebilecek duruma gelmiştim. Dolayısıyla bir süre sonra dil fazla sorun olmadı.

Daha sonra diğer zorluk; şehri tanıma, insanları tanıma idi. Ama insan bir ay sonunda adapte oluyor. Gezileri düzenlerken çok stres yaşamıştım, yüzümde bu yüzden sivilceler çıkmıştı yani benim için en büyük sorun açıkçası buydu.

Dönüş sürecinde neler yaşadınız ve döndükten sonra neler yaşadınız?

Yine uçak biletim yoktu. Tam olarak internetten alışveriş yapamıyordum. Orada bir acenteye gittim. Roma aktarmalı bir bilet aldım ve o şekilde döndüm ama uçak bileti yine pahalıya geldi.

Dönünce de bir adaptasyon sorunu yaşadım ama bu kendi vatanımdan uzaklaşmak değil, klasik insan bir habitata alışınca orada yaşamaya alışıyor yani.

Erasmus’a gitmek size neler kazandırdı ve tekrar gitmek ister misiniz?

Benim için inanılmaz bir tecrübe oldu. Başka şartlar altında bu kadar yeri bu kadar kısa bir süre içinde gezebilmem mümkün değildi. Yeni bir dil öğrendim; Portekizce. Hatta şu an İngilizce’den sonra en iyi onu konuşabiliyorum.

15304232_331441833915724_5697450816366786610_ojı

Braga’dan bir kare.

Çok fazla arkadaş edindim. Tekrar gitmek isterim ve zaten gitmeyi düşünüyorum. Şu an yüksek lisans yapıyorum, ikinci sınıfımda gitmeyi düşünüyorum.

Erasmus sürecini düşündüğünüzde keşke ve iyiki dediğiniz noktalar nelerdir?

Keşke çok az eşya ile gitseydim. İkincisi daha iyi bir fotoğraf makinesiyle gitseydim diyorum çünkü elimdeki çok kötü bir makineydi ama ona rağmen bir şekilde fotoğrafları hallettim. Bir de Erasmusa gitmeden önce keşke part-time bir yerde çalışıp, para biriktirip daha rahat bir şekilde gitseydim diyorum.

İyi ki dediğim noktalar; iyi ki Portekizce kursuna gitmişim ve iyi ki gezmişim diyorum.

Erasmus’da unutmadığınız bir anınız var mı?

Oda arkadaşım Bruno’nun bana Portekizce gramer kitabı hediye etmesi ve kendi bulunduğu eyaletin renklerini ve sembolünü taşıyan bir tişört hediye etmesi unutamadığım anlardan biridir. Bir diğeri ise, Bruno’ya birçok Türkçe kelime öğretmiştim ve artık karşılıklı diyalog kurabiliyorduk. Zeki bir çocuktu, çabuk öğreniyordu. Mesela selam verip almanın birçok versiyonunu öğretmiştim. ‘Selamunaleykum’ dendiğinde ‘aleykumselam’ denir gibi. Ama bunun nerelerde söylenip söylenmemesi gerektiğini söylememiştim. Bir gün ben lavabodaydım ve Bruno odaya girdi “Selamunaleykum” dedi. Ben de selamı alıp almamakta kararsız kaldım ve daha sonrasında ona bu cümlenin oradayken söylenmeyeceğini açıkladım.

Erasmusa gidecek öğrencilere tavsiyeleriniz?

Muhakkak Latin dillerinden birini öğrensinler çünkü Dünyanın birçoğu konuşuyor bu dilleri. Güney Amerika’da İspanyolcayı bilseniz büyük oranda kendinizi idare edersiniz. İspanyolca, Portekizce, Fransızca ve İtalyanca birbirine inanılmaz benzeyen diller. Ben bile, bu düşük  Portekizce seviyem ile çoğu İspanyolca kelimeyi anlayabiliyorum.

Giden kişiler çok fazla Türk arkadaş edinmesinler orada çünkü kendi çevrenin dışını görmen lazım, çok fazla Türk arkadaş edinmek bir nevi korkularınla başa çıkamamak demektir. Mümkün olduğunca çok yabancı dil kullansınlar, kendilerini geliştirsinler. Eğer yapabiliyorlarsa da para biriktirip gitsinler daha rahat ederler.

Türkiye’ye döndüğünüzde en çok özlediğiniz şey neydi?

En çok yemekleri, ailemi ve arkadaşlarımı özlemiştim.

Proje hakkında düşünceleriniz nelerdir? Faydalı olacağını düşünüyor musunuz ?

Projenin faydalı olduğunu düşünüyorum. İlk kez böyle bir ortamda tecrübelerimi paylaştım. Umarım ben de faydalı olabilmişimdir.

2 responses to “Hakan Ozan – Portekiz – Braga – Universidade Do Minho”

  1. burcu diyor ki:

    Merhaba , bende Erasmus ile aynı okula gitmeyi düşünüyorum fakat bir grup arkadaş ve hocalarım Polonya’nın gezmek için maddi ve ulaşım açısından daha kolay olacağını söylüyor . Gezileri nasıl düzenlediğin ve gittiğin kurs hakkında biraz daha bilgi verebilir misin ?

    • Hakan Ozan diyor ki:

      Merhaba,

      Öncelikle benim Portekiz’e gitmemdeki en büyük etkenlerden birkaçı Güney Avrupa ülkelerine duyduğum ilgi ve Latin dillerine olan merakımdı. Şüphesiz Portekiz’in bir “Eurozone” ülkesi olması bizleri olumsuz anlamda en çok etkileyen faktördü. Ancak verilen hibeyi dengeli ve düzenli kullandığınız zaman, birçok ihtiyacınızı giderip gezilere dahi katılabilirsiniz. Gezmek açısından en uygun yollar ilk olarak ESN’in düzenlediği gezilerdir; hem tüm Erasmus öğrencilerinin bir arada olması, ortama ve diğer insanlara adaptasyon açısından faydalıdır hem de Portekiz içinde farklı yerleri daha uygun fiyata (bazen ücretsiz oluyordu) görebilirsiniz. Diğer yandan demiryolu, ulaşımda otobüslerden daha uygun ve AB içerisinde Rynair adlı havayolu şirketi çok uygun fiyata uçak bileti satmaktadır, bundan da faydalanabilirsiniz.

      ESN’in Portekiz içinde düzenlediği gezilerin yanında, kendiniz veya arkadaş grubunuzla (grubunuza da iyi seçmenizi ve çok kişiyle yola çıkmamanızı tavsiye ederim) da çeşitli geziler planlayabilirsiniz. Gitmeden önce tüm ucuz yolları araştırmalısınız (eğer yakın bir yerse otobüs veya tren -örneğin İtalya gezimizde Roma-Floransa-Bolonya-Venedik-Milano arasını trenle kat etmiştik-, uzaksa Rynair gibi ucuz firmalardan uçak bileti). Kalacağınız yerleri de önceden rezerve ettirmeniz faydanıza olacaktır.
      Tabii, benim gittiğim dönemde Euro şu anki durumdan çok daha ucuzdu. Aldığımız hibenin yanında ailemden de destek almasam, yaptığım gezilerin birçoğunu yapamazdım. Portekiz tecrübesi kültürel anlamda benim için çok yararlı oldu. Minho’yu ve Braga’yı kesinlikle tavsiye ederim. Bunun yanında, yine de, yapmak istediklerinizi ve Erasmus’tan beklentilerinizi göz önünde bulundurarak mali durumunuza göre bir tercih yapmanız daha gerçekçi olacaktır.

      Gittiğim kurs konusuna gelince, ben ilk olarak normal okul dönemi başlamadan önce yaklaşık bir aylık “Erasmus Yoğun Dil Kursu (EILC)”na katıldım. (Bu kurs edindiğim bilgiye göre artık, maalesef, yapılmamakta.) EILC, hızlandırılmış bir programla, bir yaz okulu gibi faaliyet gösteriyordu. Gramer, dinleme, yazma ve konuşma dersleri almıştık. Bu programa Erasmus öğrencilerinin dışında insanlar da katılmıştı. A1 seviyesinde aldığım bu kursta, öğretmenlerin verdiği dersler İngilizce idi. Bu açıdan Portekizce’yi iyi bir temele oturtabildim.

      Normal okul dönemi başladığında, EILC bittiğinde, okulun kendi dil eğitim merkezinde (BabeliUM) A2 seviyesinde kursa yazıldım. (Ücretleri çok yüksek değildi.) A2 seviyesindeki eğitim gramerden ziyade konuşma ve dinlediğini anlamaya yönelik olmuştu. Gramer derslerini veren öğretmen, İngilizce bilmediği için benim bu kurdan aldığım verim diğerine nazaran daha düşük kaldı. Bu yüzden tavsiyem, dil kursuna gittiğiniz zaman, öğretmenlerin size hangi dilde ders anlatacağını sormanızdır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir