Okan Bal – Portekiz – Braga – Universidade Do Minho

Okan Bal – Portekiz – Braga – Universidade Do Minho

Kısaca kendinizi tanıtır mısınız?

26 yaşındayım. Çukurova Üniversitesi Uluslararası İlişkiler mezunuyum. Şuanda Ticaret ve Lojistik üzerine yüksek lisans yapmaktayım. Yakın zamanda mezun olacağım. Aynı zamanda Gümrük Müşavirliği stajı yapıyorum.

Erasmusa gitmeye nasıl karar verdiniz? Bu süreçte neler yaşadınız? 

Erasmusa son sınıfta gitmiştim. Ondan önce 2.sınıfta sınava gitmiştim, kazandım ama Polonya’dan irtibatta olduğum üniversitelerden herhangi bir cevap gelmedi. Bu yüzden vazgeçtim. Daha sonra 3.sınıfta yeniden girdim sınava ve tekrar kazandım. Bu defa Portekiz ile muhattap oldum. Onlar hızlı cevap verdiler, süreci hızlı ilerlettiler. Hani genel bir algı vardır; Latin Avrupa’sı rahat olur Akdeniz ülkesidir diye.. Tam tersine bu süreci gayet hızlı bir şekilde yürüttüler.

Ben Adana’da çok sıkılmıştım. Ve gitmek istiyordum. Bu yüzden ders odaklı değil gezmek, dolaşmak, rahatlamak amaçlı gitmiştim. Başka bir sebebi yoktu. Dil sınavı için Çukurova Üniversitesi’nde hazırlık atlama baraj puanı 70 idi. Onu geçemediğim için bir sene hazırlık okuma durumunda kalmıştım. Daha sonraki yıllarda Amerikan Kültür Derneği’ne gittim. İngilizcemi orada geliştirdim ve okulun yaptığı ingilizce sınavını hiçbir zorluk yaşamadan geçtim. Yazılı sınav aşaması oluyor onu geçiyoruz bir de biri yabancı biri Türk hocalarla olmak üzere mülakata alıyorlar. Karşılıklı konuşma şeklinde geçiyor. Onu da atlattıktan sonra kabul edildiğimiz söyleniyor. Zaten 2,20 genel ortalama pek önemli bir şey değil, hemen herkes o şartı sağlıyor. Başvuru sürecini bu şekilde geçirdim. Daha sonra Dominho Üniversitesi’yle yazışma süreci biraz sıkıntılıydı. Çünkü cevap vermeleri 1-2 haftayı bulabiliyordu. Onun dışında bürokratik işlemler çok bunaltıcı. Bir yandan pasaport başvurusu yapıyorsunuz diğer yandan Ankara’ya gidiyorsunuz orada büyükelçilikte sıra bekliyorsunuz. Orada nasıl birileriyle karşılaşacağınızın stresi oluyor. Bir de benim başvuru sürecimde her şey son dakika gerçekleşti. Son dakika gerginliği çok oldu giderken. Hiç unutmuyorum Atatürk Havalimanı’ndan çıkış yapacaktım. Madrid aktarmalı Lizbon’a gidecektim. Atatürk Havalimanı’nda şöyle bir sorun oldu. Türk Hava Yolları benim beklediğim Madrid uçağını o kapıdan aldı ve en güneydeki kapıya attı. Uçağın kalkmasına yarım saat vardı. Ben elimde 5 kiloluk el çantasıyla havalimanının bir ucundan diğer ucuna koştum. Uçağa da son dakika binme stresi yaşamıştım. Allah’tan Portekiz’e vardıktan sonra her şey yolunda gitmişti. Lizbon’a indim metro zaten havalimanının içindeydi. Metroya bindim, doğruca otogara gittim. Otogardan bindim üniversite şehrime Braga’ya geçtim. 4 saatlik yolculuktan sonra Braga’ya vardım. Polonyalı, Portekizli, Avrupa’nın diğer her yerinden olan arkadaşlarla tanıştık. İlk 1 hafta inanılmaz bir heyecan veriyor insana. Her şey yepyeni, bambaşka bir mimari, bambaşka insanlar.. Acayip bir dil konuşuluyor o insanı bir şoka uğratıyor. Geldiğimin ertesi günü facebook üzerinden anneme haber vermiştim. Ben 1 sene boyunca okulun yurdunda kaldım. Eve çıkan arkadaşlarımız oldu ama onlar tabi bir takım sıkıntılar yaşıyorlardı. Ben o sıkıntıya gelmek istemedim o yüzden 1 sene yurtta kaldım. Zaten 2 kişilik odalardı ve gayet lükstü. Başlangıç süreci çok heyecanlıydı, ilk 1 ay çok heyecan vericiydi. Daha sonradan yatışıyor tabi alışıyorsun. Alışma sürecim bu şekildeydi.

Erasmusa gideceğiniz ülkeyi ve okulu nasıl belirlediniz ve ne kadar kaldınız?

Başvuru aşamasında yanlış hatırlamıyorsam genel ortalamayı ağırlık olarak alıyorlardı. Yukarıdan aşağı bir liste oluşuyordu. Benim dönemimde toplam 15 kişi başvurmuştu. Ben de 5. sıradaydım. Ve erasmus danışman hocamız şöyle bir şey söyledi, ben belirlemedim. Bize düşük puanda olanları Doğu Avrupa’ya göndereceklerini söylediler. Özellikle Polonya, Çek Cumhuriyeti.. Bu ülkelerde öğrenciye inanılmaz kolaylık sağlanıyormuş. Derse girmeden AA ile geçiriyorlarmış. Puanı daha iyi olanları Batı’ya göndereceklerini söylediler. Mesela Belçika, Hollanda, Fransa, Portekiz, İspanya gibi.. Sonuç olarak başarılı olanları Batı Avrupa’ya puanı daha düşük olanları Doğu Avrupa’ya gönderme olayını kategorize ettiler. Benim elimde 2 seçenek vardı. Biri Portekiz diğeri İspanya idi. Ben Portekiz’i tercih ettim.

Portekiz’in Braga kentinde bulunan Dominho Üniversitesi’ne gittim. 11 ay kadar orada vakit geçirdim. Orada dersler Portekizce yapılıyordu. Tabiki hocalar bize özel ingilizce sınavlar hazırladılar. Bazı hocalar vize yapmadı, sunum yaptırdı. Tabi insan kendi ülkesinde Türkçe sunum yaparken bile ne kadar geriliyor topluluk önüne çıkarken, orada o apayrı bir hissiyat oluyor. Yani insanın gerçekten bir süre eli ayağı titriyor. Öyle bir dönem atlattım.

Erasmusa gitme sürecinde neler yaşadınız?

Kalacak yeri okulla yazışma sürecinde hallettim. Onlar bana bir başvuru formu gönderdi. ‘Yurtta kalmak istiyor musunuz?’ sorusunu evet diyerek onayladım. Bu şekilde beni gitmeden önce yurda yerleştirdiler. Gittiğimde odam hazırdı ve oda arkadaşım Türk’tü. Bunların hepsini ayarlamışlardı.

Giderken yanınızda neler götürdünüz?

İlaç götürmüştüm iyi ki de götürmüşüm diyorum.

Giderken yanımda sahlep götürmeyi isterdim. İlaç götürmüştüm iyi ki de götürmüşüm  diyorum. Gidecek olan kişiler kesinlikle mide bulantısı, baş ağrısı için yanlarında  ilaç götürmeliler. Çünkü bunun bir sebebi var. Başvuru esnasında bize sadece seyahat sigortası  yapmışlardı. Orada  hastaneye gidildiği zaman ister özel olsun ister devlet olsun önünüze  çok ciddi bir  fatura çıkarıyorlar. Hatta  bir arkadaşımıza da 150-200 Euro luk bir fatura çıkarmışlardı. Arkadaşımız  ne  yapacağını bilememişti. Çünkü bize belirli bir hibe vermişlerdi, 380 euro ydu 3 yıl önce.  Şimdi ne kadar olduğunu bilmiyorum. O yüzden gidecek olan kişiler kesinlikle yanlarına ilaç alsınlar ben iyi ki ilaç götürmüşüm dedim. Götürdüğüm için pişman olduğum bir şey yoktu. Yanıma hiç  yiyecek almadım.

Gittiğiniz ülkede ilk anda neler yaşadınız?

Uçaktan indikten sonra ben çok endişelenmiştim. Çünkü hiç bilmediğin bir yer, bilmediğin insanlar.. Bizi yönlendirecek herhangi biri yoktu, elektronik tabelalar vs. yoktu. Yani ben ana bavulumu nereden alacağım? Çok ciddi bir sorundu açıkçası. Ben uçaktan inen Avrupalı insanları takip ederek bavulumu nereden alacağımı bulmuştum. Başka türlü nasıl bulabilirdim bilmiyorum, gerçekten hiçbir fikrim yoktu. Çünkü mesela Türkiye’de böyle değildir. Atatürk Havalimanı’nda inersiniz ve indiğiniz yerden hemen sonra valizinizi alacağınız yere varırsınız. Ben Lizbon Havalimanı’nda uçaktan indikten sonra valizimi almam 15 dakikamı almıştı.

Okula başlama sürecinde neler yaşadınız?

Ders seçimlerini yurtdışına gitmeden önce halletmiştim. Oraya vardığımızda da hocalarla görüştük. Bütün dersler Portekizce anlatılıyordu. Hocalarla konuştuğumuzda bizim gelmemize gerek olmadığını, bize ingilizce notlar hazırlayıp sınavları da ingilizce  yapacaklarını bildirdiler. Devamsızlık ile ilgili hiçbir kuşkumuz olmamasını söylediler. O şekilde ders takibi yapmadık.

15304232_331441833915724_5697450816366786610_ojı

Portekiz / Braga. Okulumun bulunduğu şehir.

Uyum sağlama sürecinde neler yaşadınız? 

Gittiğim şehirde insanlar gerçek manada yardımseverdi. Özellikle bizim şansımıza okul yurdunun bulunduğu yerde Lübnanlı bir restorant sahibi vardı. Sürekli yurt öğrencilerinin gittiği, bize ufak tefek sıkıntılarımızda abilik yapan iyi kişilerdi. Bu bizim şansımızdı. Onun dışında Portekiz halkı genel olarak yardımseverdir. Mesela orada ilk sabahımdı, omzuma laptop u aldım ve şehir merkezine gitmek istedim. Bir kadına İngilizce şehir merkezini sordum. Hiçbir bilgileri yoktu tabi cevap da veremediler. Sadece bir takım kelime yakınlıklarından söylemek istediğimi anlayabildiler. Ondan sonra ellerle kollarla tarif etmeye çalıştılar yani baktım biz millet olarak bayağı benziyormuşuz.

Okulda birinci haftamızdı. Hafta içi bize maille bildirdiler, okula gittik. O dönem gelmiş bütün erasmus öğrencileri konferans salonunda toplanmıştı. Okulun dışilişkiler ofisinden hocalar bulunuyordu. ‘Hoşgeldiniz.’ dediler. Okulun bölümlerinden bahsettiler. Yemekhanenin nerede olduğunu, sosyal alanlar: kampüste bulunan kafe, kantin, spor tesisleri (halısaha, teniz kortu, aynı zamanda kapalı alanda bulunan basketbol sahasının) olduğundan bunlardan bahsettiler. Hatta kampüs içerisinde sadece öğrencilere hizmet veren küçük bir ‘’Eczane’’ de vardı vs. konularından bahsettiler. Bize yaka kartı verdiler. Bu kartta hangi ülkeden olduğun, isminle birlikte bir ‘Hoşgeldin’ yazısı bulunuyordu. Üniversiteyi tanıtan kitapçıklar verdiler. Bu şekilde bir oryantasyon programımız olmuştu. Ama faydalı oldu mu derseniz olmadı derim. Çünkü ne kadar detaylı bahsetseler de ‘’Siz’’ okulu keşfederek neyin nerede, nasıl olduğunu öğreniyorsunuz.

Hibe ne zaman yatıyor, her ay yatıyor mu? Aldığınız hibe ihtiyaçlarınızı karşıladı mı?

Portekiz’de euro kullanılıyor ama euro birçok şeye yetiyor çünkü ucuz bir ülke. Bir Almanya, Fransa, İtalya gibi bir kahve ve kruvasana 10 euro vermiyorsunuz. Portekiz’de biz 5 euro ya menü yiyiyorduk. Çorba, ana yemek, tatlı, kahve.. Yiyecek açısından Latin Avrupa ülkeleri özellikle İspanya, Portekiz gayet uygun. Ama bize o dönem verilen 380 euro luk aylık hibe yeterli olmadı. O para sadece bulunduğumuz şehirde kalırsak yeterli olacak bir paraydı. Normalde kimse için yeterli olmayacaktır. Hollanda’da hibeyi 650- 700 euro veriyor olabilirler ama orası için yeterli olmayacaktır. Çünkü o ülkenin şartları çok daha farklı, çok daha pahalı bir yer. Biz 3.aydan itibaren hibe bitince aile desteği almaya başlamıştık.

Ben Portekiz’e gittikten tam bir hafta sonra Ulusal Ajans hibenin tamamını hesabıma yatırmıştı. Ama benim bazı arkadaşlarım ciddi sıkıntılar çekmişti. İspanya’da, Polonya’da olanların bir dönem boyunca hibelerinin yatmadığı olmuştu. Sadece aile desteğiyle bir dönemi geçirmişlerdi. O dönem sonunda da toplu bir yatırım olmuştu. Tabi hibenin geç yatması insanlara çok ciddi sıkıntılar çıkarmıştı.. Ben öyle bir sıkıntı yaşamadım ama yaşayanlar oldu. Latin Avrupa ülkelerine gidecek kişilere tavsiyem Barcelona aktarmalı herhangi bir yere gitmesinler. Çünkü Barcelona Havalimanı’nda ciddi bir hırsız şebekesi problemi var. İnsanların bavulları kayboluyor.. 3 Arkadaşımız bu problemi yaşadı. Çok yakın bir arkadaşımın fotoğraf makinasını çaldılar. Barcelona gezerken dahi dikkat etmeniz gereken bir kent.

Gittiğiniz üniversitenin kendi öğrencileriyle, sizin sahip olduğunuz teknik ve sosyal imkanlar aynı mıydı?

Herkes eşit şartlardaydı. Sadece bize dersleri ingilizce vermeleri bir artıydı. Aynı zamanda İngilizce sunumlar da yaptık.

Gitmeden önce hangi seviyede dil bilgisine sahiptiniz? Gittiğiniz ülkenin yabancı dile katkısı oldu mu ve yeni bir dil öğrendiniz mi?

Amerikan Kültür’ün kategorizasyonuna göre ingilizcem C1 seviyesindeydi. Portekizce öğrenmek için dil kursuna gittim ancak öğrenebilmek için yeterli eforu sarfetmedim diyebilirim. O yüzden Portekizce olarak sadece temel kelimeleri biliyorum. Ama ingilizceme ekstra şeyler kattığı bir gerçek, İngilizcem kesinlikle ilerledi.

Orada aldığınız dersler kendi üniversitenizde sayıldı mı? Dönem kaybı yaşadınız mı?

Gitmeden önce öğrenim anlaşmaları imzalanmış oluyordu. Döndüğümde şöyle bir sıkıntı yaşadım. 2.dönemden bahar döneminden bir dersten kalmıştım. Türkiye’ye döndüğümde kaldığım dersi eşleştirmek için fakültenin raporunu beklemem gerekiyordu. Bu rapor da geç çıktı. Geç çıkan raporu ben de daha geç gördüğümden dolayı eşleştirmemem gereken farklı bir ders ile eşleştirmişim. 2.Dönem neredeyse sadece bir ders için okulum bir sene daha uzayacaktı. Öyle bir tehlike yaşadım ama bu tamamiyle benim şahsi bir hatamdı. Okulun duyurularını takip etmem gerekirdi. Kesinlikle dönen insanlar takip etsinler. Erasmusa son sene gittiğim için bir sene kaybetmiş oldum. Yani 2014 yazında mezun olmam gerekirken erasmusa gittiğim için 2015 yazında mezun oldum.

Hocaların dil seviyesi nasıldı? Dersler ingilizce mi? Dersleri anlamada problem yaşadınız mı?

Hocaların ingilizcesi inanılmaz derecede akıcıydı. Bizden ileri seviyedeydiler. Bizim Uluslararası İlişkiler Bölümü hep ingilizce Amerikan makaleleri üzerinden yapılan çalışmalarla yürütülen bir ders. Yani biz Çukurova’dayken bile Amerikalı düşünürlerin makalelerini okurduk, Türkçe’ye çevrilmiş hallerini. Aynı şey Portekizli akademisyenler için de geçerliydi. Ve onlarla konuşurken gördük ki ingilizceleri konusunda hiçbir sıkıntı yok. Sadece bir hukuk hocası vardı, o biraz sıkıntılıydı. Onun dışında siyaset bilimi hocalarının tamamı akıcı bir şekilde ingilizce konuşuyordu.

Gittiğiniz üniversite ile kendi üniversite eğitiminizi karşılaştırır mısınız? Üniversitenin zorluk derecesi nasıldı?

Hemen hemen aynıydı. Çukurova daha zordur ya da Dominho daha zordur diyemem. Yeterli derecede zorladılar. Her iki üniversite de bunaltmadı.

Şehiriçi ulaşım olanağı nasıl? (Otobüse, trene, tramvaya binerken ne gerekiyor, bilet veya kart nasıl alınıyor?)

Braga, Portekiz’in 3. büyük şehri. Küçük bir şehir olduğu için sadece otobüs ile ulaşım sağlanıyor. Başkentindeki gibi metro vs. yok. Şehir merkezi bir yerden bir yere çok rahat yürüyerek gidebileceğiniz küçüklükte. Yurt ile okul arası 15 dakika, bir alışveriş mağazasına gitmek 15 dakika, şehir merkezine gitmek yine aynı şekilde 10-15 dakika..  Her yeri çok yakın yürüyüş mesafesindeydi, pratik bir şehirdi. Otobüsler için aynı Türkiye’deki gibi şehir kartları bulunuyor. Büfelerden o kartları alıyorduk, doldurup kullanıyorduk. Para da geçerli oluyordu fakat genel olarak kart basarak otobüslere biniyorduk.

Gittiğiniz ülkede eğlence ortamı nasıldı? 

“Kaldığım süre boyunca hiçbir taciz vakası duymadım.”

Ben Eylül 2013 te Portekiz’e gittim. O dönemde Braga kentinde festivaller vardı. Özellikle Roma kültürü çok hakimdi yani insanlar sokaklarda Roma askerlerinin kıyafetlerini giyiyorlardı. Birtakım yöresel yiyeceklerin ikram edildiği, satıldığı festivaller oldu. Braga’da enteresan bir festival vardı.. Çok dini bir kent Braga, Katolik bir kent. Onların inanışına göre zamanında küçük çocuk bir aziz varmış. Ve insanlar onunla alakalı bir takım hikayeler geliştirmişler. O çocuk azizin olduğu gün insanlar kapılarına pencerelerine fesleğenler koydular. İnsanlar sokaklara döküldüler ve eğlenmek için plastik çekiçlerle birbirinin kafasına vurdular. Garip bir eğlence düzeni vardı. Gece hayatı da gayet rahattı, hep öğrenci ortamıydı. Damsız girilmez gibi bir durum yoktu. Herkes istediği gibi kulübe girip çıkıyordu. Kaldığım süre boyunca hiçbir taciz vakası duymadım. Bizim Türk kız arkadaşlarımız da gayet rahat bir şekilde eğleniyordu.

Yemekler nasıl, bizim ülke lezzetlerine uygun mekanlar var mı? İlk hafta neler yaşadınız? Gittiğiniz ülkede en sevdiğiniz yemek hangisiydi?

Yemek kültürü açısından bizden farklılar. Akdeniz ülkesi olması sebebiyle bir ortaklık vardır diye düşünüyordum gitmeden önce ama yanıldığımı anladım. Çünkü mutfakları çok farklı, biz yoğun bir şekilde tavuk tüketiyorsak onlar da o kadar ucuz olduğu için domuz tüketiyorlar. Bu tüm Avrupa’da geçerli olan bir şey. Portekiz’e has bir durum var, daha çok Bacalhau denilen bir balık tüketiyorlar. Yani tuzlanmış, marketlerde kesilmiş biçimde satılmayı bekleyen balıklar. Bu bacalhau denilen balıklar pirinç pilavı ile birlikte satılıyordu fakat bana çok ağır gelmişti. Yiyemediğimi hatırlıyorum. Orada pasta yapmasını bilmiyorlar, yaş pasta yapmayı vs. bilmiyorlar. Christmas ta yurtta kalan her öğrenciye ailesinin yanına gitmedi diye yaş pasta getirmişlerdi. Arkadaşla baktık pasta mı getirdiler odun mu getirdiler anlayamamıştık. Kessen kesilmiyor, yesen yenilmiyor.. Portekiz’e has bir tatlı var onu çok sevmiştim. Pastel de nata denilen bir şey. Milföy hamurlarının içerisine konulmuş olan limon aromalı ve bol yumurtalı bir tatlı. Çok fazla kaloriliydi ama onu beğeniyorduk o açıdan iyiydiler. Her ne kadar yaptıkları yemek yenmese de; Portekizliler insan canlısı, yardımsever bir millet.

Erasmus süresince bulunduğunuz ülkede hangi şehirlere gittiniz?

Portekiz’in birçok şehrini gezdim. Bunlardan bazıları Lizbon, Braga, Porto, Viseu, Coimbra ve Aveiro kentleridir. Aklımda kalan Porto’nun ve Aveiro’nun inanılmaz keyifli şehirler olduğudur. Mesela Aveiro şehri, Portekiz’in ‘’Venedik’’i olarak anılıyor. Anlayacağınız Portekiz görülmeye değer bir ülke.

DSC00459

İspanya / Madrid ”Retiro Park”.

Erasmus süresince hangi ülkelere ve şehirlere gittiniz? Mutlaka gidilmesi gereken yerlerin nereler olduğunu düşünüyorsunuz? Gittiğiniz ülkelerde mutlaka tatmanız gereken lezzetlerin neler olduğunu düşünüyorsunuz?

İspanya’ya gittim. Orada Madrid, Salamanca ve Barcelona’yı gördüm. Fransa’da Paris’i gezdim. Son olarak İtalya’da Roma, Floransa, Bologna, Venedik ve Milano’ya gittim. Ben en çok Madrid’den etkilenmiştim. Gerçi gittiğimde eylemler, protestolar vardı, ortalık darmadağındı ama ben Madrid’i çok sevmiştim. Çünkü o İspanyol kültüründe kare şeklinde bir meydan var ve şehrin sosyal hayatı, kafeleri, alışveriş merkezleri, küçük dükkanlar hepsi o kare meydanlarda geçiyor. Yani şehrin kalbi orada atıyor. O çok hoşuma gitmişti. Bu düzenliliği ben Paris’te ya da İtalya’da göremedim. Yemek açısından Roma’da gidilecek pizzacılar iyi seçilmelidir çünkü bazı yerler çok pahalı oluyor. Madrid’de İspanyol restoranında ‘Ulusal bir yemek yemek istiyoruz.’ demiştik. Adam bize dana yahnisi getirmişti. Biraz güzel biraz da ağır bir yemekti. Ama pişman değilim tekrar oraya gitsem tekrar yerim.

Orada yaşadığınız zorluklar nelerdir? Zorlukları aşmak için neler yaptınız?

Dominho Üniversitesi’nde ilk bir hafta kayıt sırasında bürokrasi ile ilgili biraz vakit kaybettim. Birsürü öğrenci vardı sıra bekledik. Orada insanlarla konuşmayla vakit geçirdik, görevlilerle memurlarla..Ama bir hafta içerisinde kayıt sıkıntısı giderildi. Bir de hatırladığım kadarıyla şöyle bir pürüz vardı. Biz sadece dış ilişkiler ofisine kayıt yapılıyor zannetmiştik fakat bulunduğumuz üniversitede bir de kayıtlı olduğumuz fakülteye mesela eğitim fakültesi, idari bilimler bir de oraya gidip ekstradan oradaki danışmanla görüşmen gerekiyormuş. Biz ona geç gittiğimiz için o konuda biraz zorluk yaşamıştık ama çok ciddi bir sıkıntı yaratmadı.

Dönüş sürecinde neler yaşadınız ve döndükten sonra neler yaşadınız?

Adana’ya indiğimde 14 temmuz 2015’ti. İner inmez çok bunalmıştım. 50 dereceye indiğim için canım sıkılmıştı tabi. Onun dışında aileme kavuşmuştum, o açıdan çok mutluydum. Orada 11 ay kaldığım için ilk bir sene hiç özlememiştim. Ancak daha sonra erasmus sonrası depresyon denilen hikayeye ben de kapılır gibi oldum. İnsan gerçekten orada geçirdiği günleri, yaşadığı mutluluğu, tadı özlüyor. O heyecanları özlüyorsun..

Erasmusa gitmek size neler kazandırdı ve tekrar gitmek ister misiniz?

Evet tekrar gitmek isterim. Normalde özgüveni yüksek olan biriyimdir. Orada bulunup çok farklı kültürlerden insanlarla konuştuğumda önyargılarımın kalktığını gördüm.  Ermeni, İranlı arkadaşlarım oldu. Kesinlikle Uluslararası bir ortamda insanlar birbirlerine iyi niyetle yaklaşıyorlar, hangi milletten olurlarsa olsunlar.

Erasmus sürecini düşündüğünüzde keşke ve iyiki dediğiniz noktalar nelerdir?

Keşke İtalya’yı çok detaylı gezmeseydim diyorum. Çünkü İtalyan şehirleri birbirine çok benziyor. Hepsi tarihi dokusunu korumaya çalışıyor. Herşey eskisi gibi bir tek Milano çok modern bir kent. Keşke diyorum İtalya’yı bu kadar gezmektense Orta Avrupa’yı gezseydim. Prag, Budapeşte, Viyana gibi Orta Avrupa başkentlerini görmek daha iyi olurdu diye düşünüyorum. İyikilerim de hepsi aslında.. İyiki gitmişim, iyiki uluslararası bir ortamda bulunmuşum, iyiki ingilizceme ingilizce katmışım, iyiki Portekizce konuşmaya çalışmışım..

Romanyalı arkadaşlarımız vardı. Roman alfabesi de Latin kökenli bir alfabeymiş o yüzden Roman insanlar Portekizce’yi çok daha hızlı öğreniyorlar. Bir gün Roman bir arkadaşa Portekizce yaşını sormuştum. O da bana Portekizce bir şeyler söyleyerek beni bozmaya çalışmıştı. Profesyonel olduğunu kanıtlamaya çalışıyordu. Sonra onun yanında duran Portekizli arkadaşım da ona kahkaha atmıştı. ‘Sen ne soruyorsun ama o nerelerde’ falan gibisinden.. Öyle bir durum yaşamıştım.

Erasmusta unutamadığınız bir anınız var mı?

Barcelona’yı gezerken yağmur altında sırılsıklam olmuştum. O hiç unutamadığım bir şeydir mesela. Kasım ayında gitmiştim hava çok yağışlıydı, yağmurluk kar etmemişti. Sokakta hani bizde de olur ya yağmur yağdığı an şemsiye satan bir sürü kişi çıkar, orada da aynıydı. Bir tane şemsiye aldım 5 euro ya. Ondan sonra açtım 2 dakika olmadan şemsiye elimde kırılmıştı. İspanya’da sokakta içki içilmesine izin vermiyorlar. Bu konuda çok katılar. Biz bu uyarıyı kaldığımız hostel görevlilerinden de, gittiğimiz bardan da aldık. İçeride de sigara içilmesi yasak. İspanya’ya gidecek olan kişiler buna dikkat etmeliler. Diğer bir anım ise, Paris’i; Eyfel Kulesinin terasından izlemekti. Aralık ayının buz gibi havasında bu tecrübeyi yaşamak bir yandan da Sein nehrini, diğer tarafta Louvre Müzesini, Tarihi Parlamentoyu aynı anda görmek büyük keyifti ve inanılmaz mutlu hissettirmişti.

Erasmusa gidecek öğrencilere tavsiyeleriniz nelerdir?

Başvuru sürecinde ellerini çabuk tutsunlar, iş son dakikaya kaldığı zaman gerçekten yaşadığınız stresin haddi hesabı olmuyor. Ben hayatımda hiç göz uçuğu çıkarmış insan değilim. O stresten dolayı gittiğimde göz uçuğu çıkardım. İşlerini erken halletmeye baksınlar. Onun dışında başvurdukları ülkenin büyükelçiliğindeki insanların tavrını araştırsınlar. Mesela Portekiz büyükelçiliğinde ters bir görevlinin olduğundan bahsettiler. Ben gittiğimde böyle bir şeyle karşılaşmadım ama bununla alakalı çok yorum yapılıyordu. ‘İnsanları tersleyen tipler bulunabiliyor.’ diye. Tavsiyem gidecek olan kişiler ülkenin büyükelçiliğindeki insanları forumlardan okusalar iyi olur.

Türkiye’ye döndüğünüzde en çok özlediğiniz şey neydi?

Mantı, iskender,kebap, tantuni bunları çok özlemiştim.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir