Umutcan Akteke – Almanya – Berlin – Technische Universität Berlin

Umutcan Akteke – Almanya – Berlin – Technische Universität Berlin

Kısaca kendinizi tanıtır mısınız?

Ben Umutcan Akteke. 1994 doğumluyum. Marmara Üniversitesi’nde Kimya Mühendisliği okuyorum. Erasmusu 2016 bahar döneminde Berlin’de yaptım. 7 ay kaldım.1 ay erken gidip 1 ay geç geldim. Normalde 5 ay oluyor ama ufak bug lar var, o bug ları kullanarak 7 aya uzattım.

Erasmusa gitmeye nasıl karar verdiniz? Bu süreçte neler yaşadınız? 

Açıkçası benim için çok sancılı bir süreçti. Çünkü Almanya için A2 belgesi istiyorlar ve sadece Goethe Enstitüsü ve ÖSD’ den kabul ediyorlar. Sınavları araştırdım, oldukça zorladıklarını ve kastıklarını okudum..Yani Alman disiplini oraya işlemiş görünüyordu. Ben karar verdiğimde sınava 1 yıl vardı. Bu kararı vediğimde  “Ich bin Umutcan” bile diyemiyordum yani adımı bile Almanca söyleyemiyordum.

Neden Almanya derseniz, Kimya Mühendisliği orada güzel ve Almanya benim ilk tercihimdi. Ayrıca mantıklı olarak İtalya, İspanya, Budapeşte vardı.Budapeşte çok tercih ediliyordu ikinci dil istemiyordu sadece İngilizce yeterliydi. Oraya genelde en yüksek puan yapan ve ikinci dil ile uğraşmak istemeyenler gidiyordu. Benim öyle bir tercihim yoktu direkt Berlin yazdım.

Erasmusa eğlence odaklı gittim. Oraya gittiğimde dersler açısından da ilerlemek istedim açıkçası. Lab derslerim vardı benim. Kimya mühendisliği dersleri ve çok ağır derslerdir. Şansıma tek dönemde iki lab (lab2 ve lab3) dersleri birden açıldı.Tercih yaptım, onları seçtim. Raporlar Almanca yazılıyordu ve benim Almancam rapor yazabilcek kadar iyi değildi. Ben raporlarımı İngilizce yazdım ve o şekilde geçtim. Yani totalde 6 dersten 2 dersi geçtim. Fakat 2 her ne kadar küçük bir sayı olsada içeriği oldukça ciddi ☺

Erasmusa gideceğiniz ülkeyi ve okulu nasıl belirlediniz ve ne kadar kaldınız?

7 ay kaldım. Aklımda hep Almanya vardı. Almanya’ya karşı içimde hep bir sempati vardı. Marmara’nın sadede TU Berlin ve TU Clausthal ile antlaşması vardı. Tercihimi TU Berlin tarafından kullandım. Bende daha önce gidenlerle de konuşmuştum. Bir erasmus için beklediğim her şeyi karşılıyordu. Ben de neden olmasın dedim hazırlanmaya başladım.

Teufelsberg Berlin- 2016 Ağustos

Teufelsberg Berlin- 2016 Ağustos

Erasmusa gitme sürecinde neler yaşadınız?

Şansıma herşey planladığım gibi yolunda gitti en küçük bir pürüz bile çıkmadı Çünkü ufacık bir pürüzde bile snowball etkisi yapmakta. Bu arada ben yurtdışına da ilk defa çıktım erasmusla beraber. Vize kısımlarını tamamen kendim hallettim hiç aracı kullanmadım. Tüm belgelerimi topladım gidip gösterdim, oradakiler de tamam gidebilirsin dediler hiçbir sıkıntı yaşamadım. Zaten belgelerim de tamdı. Belgeler verildikten 2 gün sonra pasaport kapıma kadar geldi. Vizem içinde basılmış halde. Bu konuda da bayağı şanslıydım. Hibesiz giden arkadaşlarım vize için 1 ay kadar beklediler.

Uçak biletleri 100 euroydu. Gitmeden 1 ay önce biletimi aldım. Gittiğim gün de baktım yine 100 euroydu. Türk Hava Yolları’ndan aldım. 1 Martta gittim. Belki sezondan dolayı öyle oldu. Eylül sonu gibi döndüğümde biletler yine 100 euroydu bir şey değişmemişti. Açıkçası çok pahalı değildi uçak biletleri, normal seviyedeydi.

Kalacak yeri oradaki okul ayarladı. Oradaki erasmus ofisi size 4 yurt seçenek sunuyor ve yurda yerleştiriyor. Tek kişilik kocaman bir oda.. Ortak alanları var banyo, mutfak. Çok pistiler cidden ama ben kendimi hazırlamıştım o yüzden çok sıkıntı yaşamadım. Bazı arkadaşlarım çok sıkıntı yaşadı hatta yurdu değiştirenler oldu. Yurtta çoğu şey vardı; tenis kortu, gym, çamaşırhane vs. Çamaşırlar sıkıntı olmuyordu oraya gidiyorduk. Bir yıkama 1.5 euro ydu sanırım, cüzi bir rakamdı. Aynı şekilde kurutması var, oraya atıyorsun o da 1 euro ydu. İlk defa bu işlere el atan birisi olarak açıkçası ben hiç sıkıntı yaşamadım, gayet iyiydi ve yeterliydi.

” İnsanlar resmen güneşe hasret. “

Giderken yanınızda neler götürdünüz?

Keşke şunu almasaydım dediğim çok şey oldu. Almanya dediler, soğuk dediler bir de martta gittiğim de cidden soğuktu. Ben kıyafetlerimin yarısını kışlık, yarısını yazlık götürdüm. İlk 3 hafta kışlıkları zor giydim. Gerçekten değişik bir havası vardı, hala çözemedim neden öyle olduğunu. Mesela gece hava 5 derece gösteriyor fakat kısa kollu giyip ince bir montla dışarı çıkabiliyordum. O yüzden bu konudaki tavsiyem gidenler yanlarında kesinlikle biraz daha ince kıyafet götürsünler(Bahar dönemi için). Yalnız orada yaz yok.! Sadece 1 ay güneş ciddi yaktı onun dışında haziran, ağustos aynı sonbahar gibiydi. Hep üstünde bir hırka ya da ceketle geziyorsun hava hep aynı. Oradayken resmen yazı özledim çünkü güneşi hissedemiyorsun. Güneş var fakat ısıtmıyor. Bir de Almanların garip bir huyları var, güneşi gördükleri anda sağa sola hemen güneşlenmeye yatarlar. İnsanlar resmen güneşe hasret. Oraya gittiğimde kışın orada kalanlarla da konuştum, oradakiler 1-2 hafta hiç güneşi görmeden yaşıyorlarmış, sürekli bulutlu.

Yanımda yiyecek hiç götürmedim. Bu yüzden ilk hafta biraz açlık çektim aynı zamanda ilk heyecan ile yeni şeyler denedim sürekli onunda etkisi var elbette.Yanınızda kesinlikle ilaç götürün.! Ağrı kesici, ateş düşürücü, grip ilaçları vb.

Ekleme; 2016 Nisan ayında yazlıklar ile dolaşıyordum fakat 2017 Nisan ayında Berlin de kar kıyamet varmış. Yani bu da Berlinin kararsız havasına bir örnektir :). Sonuç olarak her şeyi götürmekte fayda var gibi.

“Eğer eğlenmek istiyorsanız kesinlikle bu yurda gitmelisiniz. “

Gittiğiniz ülkede ilk anda neler yaşadınız?

Çok şanslıydım çünkü alt dönemden bir arkadaşımız oradaydı, 2 dönem gitmişti. Ben gittiğimde hala oradaydı beni de havaalanından o aldı sağ olsun. Yurda otobüs ile gittim. Otobüsün adı Bus 109 ( TXL- Zoologischer Garten) Arkadaşım beni yurduma kadar getirdi. Yurdumun adı Siegmunds Hof ve eğer eğlenmek istiyorsanız kesinlikle bu yurda gitmelisiniz.  Bütün partiler bizim yurtta oluyordu. İlk haftalar hiç sıkıntı yaşamadım, her şeyimle arkadaşım ilgilendi. O olmasaydı büyük ihtimalle bayağı bir sıkıntı yaşardım. En basitinden hat almak.. Ne alacağım falan hiç bilmiyorum. Arkadaşım hepsine yardımcı oldu, ay yıldız adında bir marka hat almıştım. Ay yıldız Türk markasıydı. Biraz pahalıydı 15 euroydu ama bence her türlü değerdi. (Diger alman ucuz hatları 10 euroydu).

Türkler orada mahalle mahalle var, toplanmışlar. Bir mahalleye gidip bir sürü Türk’le karşılaşıp diğer mahallede sadece Alman’larla karşılaşabiliyorsun. Aralarında gördüğüm kadarıyla herhangi bir sıkıntı yok. Gayet iyi yaşıyorlardı.

Okula başlama sürecinde neler yaşadınız? 

Ders seçimlerini gitmeden önce kendi okulumda yaptım. Gittiğimde hepsi eşleşti, eşleşmeyen ders olmadı. Kataloğu falan güncelmiş demek ki hepsi açıldı. Burada bizim bölüm başkanımız vardı, kendisinin ciddi derecede Almancası var. Kataloğa baktım ve hocama dönüp bana ders seçer misiniz dedim. O da baktı ve seçerim dedi. Nereye gittiğimi sordu ben de anlattım. Sonra neleri seçmem gerektiğini söyledi. İlk derslerin hepsine gittim. Seçtiğim 6 dersden 4ü normal dönemde, 2si ise yani lab dersleri, eylül ayının sonunda birer haftalık dilimdeydi. İlk derslere gittim ve yapamayacağımı orada anladım. Ondan sonra okula pek gitmedim. Sınavlara girmedim ama arkadaşlar girsinler bizim okul Schein(not belgesi) olmayınca sıkıntı yaratmadı. Bazı üniversiteler Schein olmadığı için sıkıntı yaratıyor. Ona dikkat etsinler.

“Senin bu haritaya benden daha çok ihtiyacın var!!”

Uyum sağlama sürecinde neler yaşadınız?

Oradaki Alman’lara hiçbir zaman gidip de ben Türk’üm demedim. Bizim yurtta da Almanlar hariç her milletten insan vardı. Çok karmaydı. Onlara karşı Türk’üm dediğimde pek sıkıntı yaşamadım. Hiç tersleme ya da kötüleme olmadı. Oraya gelen  insanlar ‘open minded’ oluyorlar bu tarz şeylere pek takılmıyorlar. Yunanlılarla biraz atışıyorduk. Çünkü onlar bize çok yakınlar. Her şeyimizi biliyorlar. Siyasi açıdan mutfağımıza kadar bizimle ilgili birçok konuda fikir sahibiydiler.Doğal olarak onlarla kolay kaynaşıp, erasmus boyunca yakın olduk.

Başka bir örnek vermek gerekirse; İlk gün arkadaşımın işi vardı beni bıraktı. Ben saat 1-2 gibi dışarı çıktım. Elimde metro haritası vardı. Haritanın çok ayrıntısı yoktu, kayboldum. Metro da çok karışıktı haritada da sadece gideceğim durağın adı yazıyordu. O an tabi kayboldum diye de heyecanlandım. Haritaya baktım ama anlayamadım. En son birine Almanca sordum. Tiergarten’a gitmek istiyorum dedim. Adam baktı ilk önce Almanca anlattı anlamadım. İngilizce anlatır mısınız diye söyledim. İngilizce anlattı. Sonra orada çok yeni olduğumu söyledim. Cebinden bir harita çıkardı ve “Senin bu haritaya benden daha çok ihtiyacın var!!” dedi ve haritayı bana verdi. O harita çok daha ayrıntılı ve çok daha güzeldi. Açıp gitmek istediğim yeri hemen bulabiliyordum çok büyüktü.

Uyum sağlamada herhangi bir sorun yaşanacağını sanmıyorum eğer ters insanlarla karşılaşılmazsa.. Ben 7 ay boyunca karşılaşmadım.

Ülkeye olan uyumu soracak olursanız yurt dışında ilk defa bulundum. Orada ilk gün benimle beraber gelen yabancılar vardı. Ben biraz çekiniyordum İngilizce konuşurken çünkü daha önce hiç konuşmadım. Konuşurken geriliyordum. 2.gün de sanki 6 aydır oradaymışım gibi konuşmaya başladım. Sonuna kadar da iyi gitti. Hiç sıkıntı yaşamadım. O konuda da şanslıydım.

Hibe ne zaman yatıyor, her ay yatıyor mu? Aldığınız hibe ihtiyaçlarınızı karşıladı mı?

Hibe geç yatıyor. Yanlış hatırlamıyorsam hibemi 2.ayımda aldım. Toplu olarak ve orada kaldığın süreye göre yatıyor. Ben 2.gruptum, 2.gruba 400 euro veriyorlar. Onun bir kısmını bizim okul kesiyor. Yani aylık 320 euro oluyordu fakat yetmiyor. 200 euro kaldığım yere ödüyordum, Berlin için cüzi bir rakamdı. 100 euro da kendini biraz kasarsan 1 haftalık harçlığın olur. O yüzden destek alıyordum.

Dışarıda yemek yemeyerek biraz tasarruf yapıyordum. Yemek yapmayı kendim öğrendim. Kendim pişiriyordum. Onun dışında yaşama şartlarına da bağlı ama ben 600 euro gerekiyor derim o da minimum.

Gittiğiniz üniversitenin kendi öğrencileriyle, sizin sahip olduğunuz teknik ve sosyal imkanlar aynı mıydı?

Tamamen eşittik. Zaten olanakları çok yüksekti. Ellerinin altında her şeyleri vardı. Biz de kullanabiliyorduk. Onun dışında biz erasmusluyuz diye herhangi bir ayrıcalık yoktu. Öğrenci kartlarımız vardı onlar bile aynıydı. Zaten bizim erasmus öğrencisi olduğumuz anlaşılmıyordu. Berlin çok uluslararası bir şehir, bence yarısı yabancıdır. Doğal olarak okulda okuyanların yarısı yabancı oluyor yani hiçbir şekilde ayırt edilemiyorsunuz. Öğretmenler de çok katıydı hiçbir şekilde erasmuslulara müsama gösterilmiyordu.

Berlin zafer sütunu- 2016 Mayıs

Berlin zafer sütunu- 2016 Mayıs

” Direkt çıkarıp 5 euro verdim…”

Gitmeden önce hangi seviyede dil bilgisine sahiptiniz? Gittiğiniz ülkenin yabancı dile katkısı oldu mu ve yeni bir dil öğrendiniz mi?

Gitmeden önce Almancam A2ydi. İngilizcem ise B1 sonu ya da B2ydi. Açıkçası ben Berlin’e Almanca öğrenmek için gittim fakat öğrenmeden geldim. Çünkü Berlin’de herkes İngilizce biliyordu. Kasiyerler de dilenciler de.. Benden bile iyi konuşuyorlardı. Hatta şöyle bir örnek vereyim. Bir gün metrodayım bir evsiz dileniyordu. Bana baktı ve çok hızlı bir şekilde Almanca bir şeyler söyledi. Ben hiçbir şekilde onu yakalayamadım. Almanca bilmiyorum dedim. Tekrar baktı ve aynısını İngilizce olarak söyledi. Direkt çıkarıp 5 euro verdim (Emeğe saygı :)). Teşekkür edip devam etti. Demek istediğim, herkes çok iyi İngilizce biliyor. Neredeyse Almancaya ihtiyaç kalmıyor ve kullanmıyorsunuz da. Sadece okulda kullanıyorsunuz. Ben gitmediğim için kullanamadım o yüzden geliştiremedim. Yurtta herkes İngilizce konuşuyordu, Almanca konuşan yok. Bilen var ama konuşan yok. Geldiğimde İngilizcem B2-C1 arası oldu diyebilirim. Almancam ise çok değişmedi. Sadece bir tık yukarı atmıştır. Çünkü geliştirmek için üstüne çok gitmedim.

Oradaki arkadaşlarımdan da sadece küfür öğrendim. Birbirimize ilk öğrettiğimiz şey küfürdü. Yunanlılar dilimizi bayağı iyi biliyorlar. Kültürümüz, mutfağımız birbirine çok yakın. Mesela biz börek diyoruz onlar “böreki” diyorlar. Bir gün yemek günü olmuştu. Herkes ülkesinin bir yemeğini yapıp getiriyordu. Biz börek yaptık, 7 katlıydı. Bir baktık Yunanlılar da börek getiriyor. Resmen iki tarafta aynı böreği yapmıştı.

Uzak doğuluların %90’nı kendi aralarında takılıp, akşam 8 olunca ortalıktan kayboluyorlardı. Güney Koreliler geçmişimizden dolayı bizi çok seviyorlar. Savaşta yaptığımız yardımdan dolayı. Çinliler garip insanlar sadece yemek zamanı ortaya çıkıyorlar. Onun dışında ortalıkta hiç görünmüyorlar. Güney Koreliler sosyal insanlar onun dışında bütün Asyalılar asosyaller.  İspanyollar ise  garip insanlar. Mesela ben onların arasında tek olayım kendi aralarında İspanyolca konuşuyorlardı Yani yanındaki insanlara pek saygıları yok. İspanyolca konuşan Meksikalılar, İspanyollar ve şililer vardı. Ben bu 3 millette de bu saygısızlığı gördüm. Hatta biz çoğu zaman uyarıyorduk “Biz de buradayız” diye, gülüp hemen İngilizceye dönüyorlardı. Ama 10 dakika geçsin yine İspanyolca konuşmaya devam ediyorlardı. Bir saatten sonra biz de uyarmıyorduk artık onları. En beğenmediğim millet İspanyolca konuşan milletlerdi. Onun dışında Yunanlılar çok sıcakkanlı insanlardı. Hatta bir gün ben hastalandım. Yattığım yerden kalkamıyordum Yunanlılar vardı onlara ilaç sordum. O sorduğum kişi binanın 7 katını dolaşıp bana ilaç aradı ve sonunda 4 çeşit ilaçla geri döndü. Gün içerisinde de beni 6 kere falan kontrol etti. “Nasıl oldun Umut” diye soruyordu. O açıdan Yunanlılar benim çok büyük saygımı kazandılar. Fransızlarla da saygımı kazanan milletlerdendir hatta bayağı Fransız bir arkadaş edindim. Başka bir yurttan tanışmıştık. Onlar da çok sıcakkanlılar. Ülkemize daha önce gelmişler, burada ne oluyor ne bitiyor biliyorlar. Hatta bir gece onların evine gittim, full Fransızdı. O sıralar Türkiye’de politik bir şeyler olmuştu. Ben kapıdan girdiğim gibi “Türkiye’de ne oldu” dedi. Ben de ‘no politics’ deyip kapattım kapıyı. Ondan sonra tamamen farklı şeyler konuşuldu. Ben onları çok sevdim. Aralarında bazen Fransızca konuşuyorlardı ama mesela 10 kişiyiz herkes 3erli gruplara ayrıldığında benim olmadığım gruplar kendi aralarında Fransızca konuşuyorlardı, benim olduğum grup sadece İngilizce konuşuyordu. O yüzden onlarla hiç sıkıntı yaşamadım, bayağı iyi anlaştım ve iyi eğlendim.

Teufelsberg Berlin- 2016 Ağustos

Teufelsberg Berlin- 2016 Ağustos

Orada aldığınız dersler kendi üniversitenizde sayıldı mı? Dönem kaybı yaşadınız mı?

Dönem kaybı yaşadım. Çünkü aldığım 6 dersin 4ünden kaldım. Alttan da 3 dersim vardı. Hepsi 2.dönem olduğu için 1 dönem attırdı direkt. Derslerin sayılma süreci 1 dönem aldı çünkü lab scheinleri çok geç geldi.

Hocaların dil seviyesi nasıldı? Dersler İngilizce mi? Dersleri anlamada problem yaşadınız mı?

Dersler Almancaydı fakat  öğretmenler çok iyi İngilizce konuşuyorlardı. Lablar da Almancaydı, Lab Föyünden dersten önce çalışıyordum, oraya gelince de aynı kelimeleri duyuyordum oradan konuyu yakalayabiliyordum. Bu arada grup arkadaşlarım Almandı. Takıldığım yerlerde bayağı yardımcı oldular. Şansıma iyi insanlardı. İngilizce- Almanca çeviri yapıyorlardı. Bana İngilizce anlatıyorlardı ve yanımda sadece İngilizce konuşuyorlardı. O tarz güzellikleri oldu.

Gittiğiniz üniversite ile kendi üniversite eğitimini karşılaştırır mısınız? Üniversitenin zorluk derecesi nasıldı?

Orada girmediğim 4 ders için bir şey diyemeyeceğim. Sadece 1 derse çok az girdim o da buradaki okulumda veremediğim bir dersti. Orada çok ciddi bir eğitim alıyorsunuz. Öğrenciler 1 dönemde 3-4 ders alıyorlar. Marmara da  haftada 2 saat elektrik dersini alıyoruz, orada o elektrik dersini aldım haftada 2 saat normal ders alıyorlar, 2 saat uygulama, 2 saat de laboratuar var yani haftada 6 saate denk geliyor. Ve her kısımda ödev istiyorlar. Yoklama almıyorlar ama ödevlerden alıyorlar. Ödev yapmazsan da dersi geçemiyorsun. Zorunlu olarak ödevleri yapıyordum. Onun dışında her şeyi internetten paylaşıyorlardı. Eğitimi çok iyiydi. Cidden üst düzey bir eğitim alıyorlardı. Oradaki yüksek lisans ya da tez öğrencilerinde çok ciddi şekilde bilgisayar programlarını biliyor ve kullanabiliyorlardı. Bilgisayar ve matematikle araları çok iyiydi. Genel olarak üniversiteleri çok iyi.

Tempelhofer Feld- Berlin- 2016 Haziran

Tempelhofer Feld- Berlin- 2016 Haziran

“Almanya tam bir bisiklet cenneti..”

Şehir içi ulaşım olanağı nasıl? 

Ulaşım çok rahattı. Öğrenci akbili tarzı bir şey vardı ilk gittiğin zaman ödüyorsun. 7 aylık 260 euro ydu. O, Berlin içinde her yerde geçiyordu. Ben genelde bisikleti tercih ediyordum. Ve şuan en çok da onu özlüyorum. Almanya tam bir bisiklet cenneti.. Yollar çok geniş, nüfus az ve orada herkes bisiklet kullanmaya hevesli. Bisiklet önceliği var. Önce bisiklet sonra yaya en son arabalar geliyor. Ara sokaklar da bile bisiklet yolu vardı. Çok rahattı o yüzden herkes bisikleti tercih ediyordu. Ben de öyleydim, 1.ayın sonunda bisiklet aldım. Bütün Berlin’i onunla gezdim. Metro kullanmamaya özen gösteriyordum. Bisiklet ile okula 5 dakikada gidiyordum. Ama ben daha çok gezmek için kullanıyordum.

Ayrıca Berlin de ciddi bir oksijen oranı var ben buraya geldiğimde 2 hafta boyunca nefes darlığı çektim. Orada herkes spora özen gösteriyor. Berlin’inde Tiergarten adında şehrin ortasında çok büyük bir parkı var.İnsanlar jogging (tempolu koşu)’ya önem veriyorlar ve bu bu tür parklarda sıkça görülebiliyor. Zaman zaman bende katılıyordum ve diğer İnsanlarla karşılaştığınızda çok sıcakkanlılardı. Mesela ben parkta koşuyorum karşı yönden teyzelerin, amcaların koştuğu bir grup geliyor benim yanımdan geçerken başlarıyla selam verip “Merhaba”, “Günaydın” diyorlardı. O açıdan da çok hoşuma gitti.

“İnsanlar nasıl eğleneceğini biliyorlar.”

Gittiğiniz ülkede eğlence ortamı nasıldı?

Festivalleri ciddi güzeldi. Bizim ülkemizde asla böyle festivaller göremezsiniz. Avrupalı seviyesi diyeceğim, çok medeni festivaller oluyor. İnsanlar nasıl eğleneceğini biliyorlar. Aklına gelecek ya da gelemeyecek her türlü insanla karşılaşıyorsun. Çok karma insan yapısı var, herkes birbirine hoşgörüyle yaklaşıyor. İnsanları dış görünüş veya davranıştan dolayı yargılamıyorlar. Çok medeniler.

Yurtta partiler başta çok sık oluyor. İlk 2ay 2-3 günde bir oluyor. Sonra dersler yoğunlaşıyor haftada 1e, 2 ye düşüyor. Çünkü onların aldığı dersler İngilizce sadece bizim bölümünki Almanca. Derslere yoğunlaşıyorlar sadece hafta sonları partiler oluyordu, güzel oluyordu. Bayağı dolu dolu geçiyordu.

Club ortamları en büyük şikayetim. Çünkü Berlin tekno başkenti. Çok farklı ortamları var. 100lerce clubtan 2 tanesi hariç hepsi tekno müzik çalıyordu. Sadece güm güm güm vuruyor başka bir şey yok. Çok dolu oluyordu biz de gidiyorduk ama bir süre sonra sıkılıyorduk. Ondan sonra ‘commercial müzik’ çalan yerlere gittim. Tarkan dudu dudu çalıyordu mesela. Sadece biz Türkler eğleniyorduk, diğerleri de söylemeye çalışıyordu, oynuyorlardı. Çok hoş ortamlar oluyordu. Clubları bayağı güzeldi. Giriş ücreti 10-15 euro olarak değişiyordu. İçeri girdiğinde hiçbir şekilde alkol almak zorunda değilsin. Zaten bar tarzı yerlerde alkol pahalıydı. Ama dışarıdaki yerlerde alkol sudan ucuzdu. Su daha pahalıydı. Bir de oranın çeşme suyu içiliyor ben de hiç dışarıdan almıyordum çeşmeden içiyordum. Onun dışında gazsız su bulmak çok zor, bulamıyorsun. Türk marketlerinde vardı ama onlarda pahalıydı.

Berlin Kanalları- 2016 Ağustos

Berlin Kanalları- 2016 Ağustos

“Türk marketleri var, en büyük nimet onlar.”

Yemekler nasıl, bizim ülke lezzetlerine uygun mekanlar var mı? İlk hafta neler yaşadınız? Gittiğiniz ülkede en sevdiğiniz yemek hangisiydi?

Alman mutfağı yok. Tamamen karışık ne gelirse yiyorlar. Türk marketleri var, en büyük nimet onlar. Burada herhangi bir markete girmişsin gibi aynı şekilde orada da var. Alıyorsun, gidiyorsun, pişirip yiyorsun. Bu arada domuzla ilgili sıkıntısı olanlar sorun yaşamazlar, tamamen %100 dana eti satıyorlar. Domuz hiçbir şekilde Türk marketlerinde satılmıyor. Domuz etinin de tadı çok iğrenç. Ben orada Türk mutfağıylaydım Alman mutfağıyla ilgilenmedim. Yemek konusunda çok seçiciyim. Gidenler eğer yemeği kendisi yaparsa sıkıntı yaşamazlar. Dışarıda yemeye kalkarlarsa damak tadı uymuyor en azından kendi adıma söyleyeyim. McDonalds larının bile tadı bir değişikti. O yüzden ben evde yapıyordum. Okulun yemekhanesi de vardı ama ben orada yemeyi pek tercih etmiyordum. Orada tek bir fiyat yoktu, aldığın ürüne göre ödüyordun. Ortalama bir menü 5-6 euroya denk geliyordu.

Erasmus süresince bulunduğunuz ülkede hangi şehirlere gittiniz?

Son 1 buçuk ay kala bir boşluğum vardı ama bir şanssızlık oldu ve banka hesabım bloke oldu bundan dolayı Almanya’nın içini gezmek nasip olmadı. Öncesinde ise ciddi gezdim diyebilirim, Almanya’da Dresden’e ve Leipzig’e  gittim, ikisi de Berlin’e yakın, Leipzig da Pek bir şey yoktu, tipik küçük bir Avrupa şehri. Dresden ise  çok güzel, aşırı doluydu. Eğer sanatla tarihle ilgileniliyorsa kesinlikle gidilmesi gereken bir şehir. Ben pek ilgilenmememe rağmen bayılmıştım. Oraya gidilebilir. Biz gidilecek yerleri önceden tripadvisor ve türevlerinden araştırıp öyle gidiyorduk. En güzel kaynak bence oydu herkes oradan bakabilir.

Leipzig- 2016 Mayıs

Leipzig- 2016 Mayıs

“Budapeşte, eğer erasmus tekrar yapacak olsam yapmak istediğim şehir.”

Erasmus sürecince hangi ülkelere ve şehirlere gittiniz? Mutlaka gidilmesi gereken yerlerin nereler olduğunu düşünüyorsunuz? Gittiğiniz ülkelerde mutlaka tatmanız gereken lezzetlerin neler olduğunu düşünüyorsunuz?

İsviçre’den başladım sadece Zürich ve doğusunu görebildim. Çek Cumhuriyet’inde Prag’a, Polonya’da Krakow’a ve Macaristan’da Budapeşte’ye Hollanda’da Amsterdam’a, İspanya’da  Barcelona ve Madrid’e gittim. İtalya’da 5 farklı şehre gittim. Krakow’daki Nazi kampının görülmesini tavsiye ederim.

Auschwitz Krakow- 2016 Temmuz

Auschwitz Krakow- 2016 Temmuz

Prag, tamamen rüya şehir. Kesinlikle gidilmeli ve deneyim edilmeli. Budapeste, eğer erasmus tekrar yapacak olsam yapmak istediğim şehir. Genç, canlı, hareketli ve eğlence arayanlar için yaratılmış bir şehir ayrıca gezmek içinde birçok yer var.

Budapeste-2016 Temmuz

Budapeste-2016 Temmuz

Slovakya’ya da geçerken uğradım Leipzig’dan bile kötüydü, zaman ayırmanızı tavsiye etmem. İspanya’da, Temmuz ortasında 5 gün boyunca yağmur yağdı ve donarak gezdik. Barcelona, herkes bayılır, oldukça dolu bir şehirdir fakat talihsizliklerden dolayı ben beğenmedim ve en sevdiğim İtalya, Milan’dan başladık turumuza. Milan modanın başkenti aşırı pahalı bir şehir. Öğrenci yanlısı değildir, ayrıca çok da görülcek bir şey yoktur. Gitmeyi düşüyorsanız yarım gün yeterlidir. Venedik, böyle bir şey olamaz, şehrin yapısı, kanalların yapısı mühendisliği oldukça etkileyici. Kesinlikle gidilmeli.Roma, her şehrin kendine göre güzellikleri var elbette, fakat benim favorim sanırsam Roma.Her noktasından tarih akan bir şehirdir kendileri.Florence de güzel bir İtalya şehirlerinden, çokça müze, tarih, sanat içeriyor. İlgilisi için cennettir. Fakat bütün müzeler ve girilebilir yerler burada paralı ve cüzi miktarlar değil. Pisa, şehirde sadece elle tutulur pisa kulesi var.

İtalya ve İspanya gibi ülkelere kesinlikle yaz aylarında gidilmemeli, sonbahar yada bahar aylarında gitmek en mantıklı hareket olucaktır. Belirtmek gerekise İtalya’ya haziran sonu ve İspanya’ya Temmuz ortasında gitmiştim 🙂

Madrid-2016 Temmuz

Madrid-2016 Temmuz

Tadılması gereken lezzetlerden uzunca bahsetmedim, yine TripAdvisor’dan hepsini bulabilirsiniz.

Orada yaşadığınız zorluklar nelerdir? Zorlukları aşmak için neler yaptınız?

Ülkeleri gezerken ulaşımda bazen sıkıntı yaşadık. Nereye gideceğimizi bilmiyorduk. Eğer internet bağlantısı varsa Google Maps kullanılabilir, çok çok iyi çalışmakta Avrupa ülkelerinde. Yok ise ‘City Maps 2Go Offline Maps’ adlı offline harita kullanılabilir. Roaming den gps kordinatlarınızı bulur ve nokta atışı yerinizi gösterir.

“Erasmus sendromu denilen şeyi içten içe yaşadım.”

Dönüş sürecinde neler yaşadınız ve döndükten sonra neler yaşadınız?

Dönüş sürecinde mutluydum. 5. aydan sonra sıkılmaya başlamıştım 6. ayda arkadaşlarım ayrılmaya başlamıştı ve 7. ayda yurt bomboştu. Sadece bizim katta ben vardım herkes gitmişti. 5. ayın sonunda ayrılan arkadaşlarım çok üzülerek gittiler. Ortamı bırakıp gittiklerini düşündükleri için. Fakat ben herşeyi  gördüğüm için hiç üzülmeden geldim. Çok mutluydum geldiğimde. Evimi, annemin yemeklerini özlemiştim.

Geldiğimde çok mutluydum ama mutluluğum çok çabuk geçti. Erasmus sendromu denilen şeyi içten içe yaşadım. İlk 2-3 ay bayağı zorlandım. Burada sıkılmaya başlamıştım. Berlin’de canım sıkıldığında çantama yiyecek, içecek birşeyler alıp parka gidiyordum. Kitap okuyup, internette dolaşıp yatarak vakit geçiriyordum. Bu şekilde bir kaç saat geçirip geri dönüyordum. Türkiye’de böyle birşey yok maalesef, keşke olsa..

Buraya dair en çok özlediğim şey yemeklerdi. Oraya dair ise refah seviyesi ve festivaller.. İnsanların olmayışını özledim. Örneğin metroda iş saatleri dışında her saat oturabilme imkanınız oluyor. Çok sık gelip gidiyordu. Aynı şekilde ulaşımı da özlüyorum. Bazen alkolü de özlüyorum. (Alkolik falan değilim yanlış anlamayın :))

Erasmus’a gitmek size neler kazandırdı ve tekrar gitmek ister misiniz?

Tekrar gitmek isterim ama hayatımdan çok fazla zaman kaybedeceğimi düşündüğüm için gitmek istemiyorum. Artık okulu bitirip hayata atılmak istiyorum. Eğer bir daha gidecek olsaydım Budapeşte’ye gitmek isterdim.

Neler kazandırdı?

Bana yeni bir dil kazandırdı. Hayata bakış açımı değiştirdi. Tamamen insanı değiştiriyor ve bambaşka bir bakış açısı kazandırıyor.

Colosseum içi- 2016 Haziran

Colosseum içi- 2016 Haziran

“İyiki Berlin..”

Erasmus sürecini düşündüğünüzde keşke ve iyiki dediğiniz noktalar nelerdir?

Keşke daha iyi yapabilseydim dediğim şeyler var. Bisikletimi keşke ilk günden alsaydım ve gitmeden önce keşke bir araştırma yapsaydım. Çok geç kalmadım gerçi ama bilgim olsaydı iyi olurdu. Keşke Berlin’in tarihine baksaydım. Çok tarihi bir şehir duvarından dolayı.. Nereye gitsen bir duvar kalıntısıyla karşılaşıyorsun ve hepsinin bir hikayesi var.

İyiki Berlin..

Erasmusta unutmadığınız bir anınız var mı?

Üç polisin beni sarhoşken kreuzberg de işerken yakalamasıdır. Çok fazla bahsetmek istemediğim bir anıdır :)))

Erasmusa gidecek öğrencilere tavsiyeleriniz?

Hazırlıklı gitsinler. Gidecekleri yerin tarihini, milletini araştırsınlar. Gidecekleri yeri iyi seçsinler. Eğer buddy varsa üzerine titresinler, iyice ilgilenmelerini sağlasınlar. Berlin için konuşacak olursak kesinlikle bisiklet alsınlar. Kış döneminde gitmesinler çok soğuk oluyor. Biraz Almanca öğrenmeleri çok iyi olur. B1 yada B2 başlangıcı olursa çok rahat geliştirebilirler. A2 de kalınca geliştirilmiyor çünkü.

Proje hakkındaki düşünceleriniz nelerdir? Yararlı olacağını düşünüyor musunuz ?

Gidecek olan arkadaşlar için çok ciddi bir kaynak olacağını düşünüyorum. Kaynak bulmak gerçekten çok zor. Girmediğim forum girmediğim site kalmamıştı. Çok genel bir şey; vize almak için bile çok ciddi araştırma yapmıştım. Bu açıdan tam destek vermek istiyorum, her türlü soruyu severek cevaplarım.

Not:Elimden geldiğince genel konuşmaya çok ayrıntı vermemeye çalıştım. Bazı şeyleri okumak değil yaşamak lazım :). Bütün bilgiler 2016 bahar dönemine göre yazılmıştır, ufak değişiklikler olabilir. Yanlış, eksik bilgi olduğunu düşünüyorsanız veya her türlü sorunuz için iletişim bilgilerimden ulaşabilirsiniz.

umutcanakteke@gmail.com

fb.com/umutcan.akteke.1

instagram.com/umutcanakteke

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir